okuma ve yazmaya dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okuma ve yazmaya dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2015 Cumartesi

Öfke Dansı - Dr. Harriet Lerner

Öfke Dansı son yıllarda okuduğum en iyi kitaplardan biri. sanki kadınlara ithafen yazılmış gibi duruyor ama aslında ideal bir iletişim nasıl olmalı, çatışmaları nasıl sinir krizlerine girmeden :) yönetebiliriz, empati nedir vb. konuları örneklerle harika şekilde ele alan bir başyapıt.
reklamı pek yapılmıyor sanırım çünkü böyle bir kitabın methine hiçbir yerde rastlamadım. 
bir vakit almışım ve rafımda okunmayı bekleyenler arasındaydı. 
kapak tasarımı pek de hoşuma gitmediğinden öylece duruyordu. 
ne iyi yapmışım da okumaya yeltenmişim! 
yazarı şu sıralar 70. yaşını kutlamakta olan hafif feminist yüzlerce hastaya yardımcı olmuş bir klinik psikolog. dolayısı ile kitap bilimsel bir nitelik taşımakta zira hastaları ile olan seanslarından bolca örnekler içeriyor. 
raflarda kişisel gelişim adı altında satılan ne idüğü belirsiz yüzlerce kitaptan çok çok daha fazla övgüyü hakediyor bence. 
alın, okuyun ve eğer uygulayabilirseniz insanlarla olan ilişkilerinizdeki değişimin tadını çıkarın. 
keyifli cumartesiler. 


21 Nisan 2013 Pazar

pazar sabahı'm

almanya'nın en özlediğim yanlarından biri de sanırım kuş cıvıltıları. malum oldukça yeşil bir ülke olduğundan sabahları mutlaka kuş sesi duyarsınız. bursa'da istanbul'a nazaran bu yönden biraz daha şanslıyım. "yeşil bursa"nın her ne kadar artık eskisi gibi yeşil olmadığı söylense de yine de gri bulutlara inat şarkı söyleyen kuşlar pazar sabahıma damgasını vurdu. havayı soğuk bulduğum için bana çok kızacaklarını bilsem de bugün pazar turuna gitmedim... soğukluk neyse de bir de saat 10 civarı sağanak yağış gösteriyor, biraz tırstım açıkçası. bisiklet geçem hafta yağmurda çok pislendi ve balkonda 2 saat temizlemeye uğraştım.
şu anda salon kanepeme uzandım, bursa'nın en sevdiğim frekansı olan 99.1 i ayarladım, sabah kahvemi yudumluyorum... birazcık şu sıralar okumakta olduğum Daniel Gilbert'in "Mutluluk Üzerine Çeşitlemeler" kitabına göz gezdirip markete ezine peyniri almaya gideceğim ve ardından kendime güzel bir kahvaltı çekme planım var...
bu arada Dan Gilbert gerçekten çok etkileyici bir professor/bilim adamı. TED konuşmaları da var, mutlaka izleyin derim. mutluluk ve insan psikolojisi üzerine birçok bilimsel çalışması ve deneyi var. zihnimiz bize ne oyunlar oynuyor a dostlar, ilgi alanınıza giriyorsa orijinal adı "Stumbling on Hapiness" olan ve oldukça meşhur bu kitabı edinin diyor ve post'umu annemin 3 yıldır çiçek açtıramadığı yılbaşı çiçeğinin meğerse soğuk sevdiğini öğrenmiş bulunmamızla birlikte kendisini arka balkona atmamızla sonuçlanan sürecin son durumunu gösteren bir fotoğraf ile noktalıyorum. herkese iyi pazarlar!

not mot: sağolsun müşterimiz ziyarete geleceğinden dolayı antik kentler turuna gidemedim, ikinci hatta hatta 2,5. dünya ülkesi vatandaşı olmak çok acıymış bu vesile ile öğrenmiş oldum. neyse kısmet artık sıradaki festivallere...

18 Nisan 2013 Perşembe

cross- tükenmez kalem

cross'un tükenmez kalemlerinin bu kadar güzel yazdığını bilmezdim... bir tane hediye gelmese öğreneceğim de yoktu...fotoğrafta pek seçilmese de bu aslında mini boy, yani standart boyda olanlardan biraz daha kısa. ucu gövdesini çevirince çıkıyor. oldukça yumuşak ve kağıdın üzerinde kayan bir ucu var. çok rahat bir yazım keyfi yaşatıyor. bununla birlikte benim gibi eli biraz büyük olanlar için eli şöyle bir güzelce doldurmuyor :) küçük olmasına rağmen neredeyse standart boy crosslar kadar da ağır.
evde notlarımı bir müddet onunla alacağım zira kıyıp da yeni dolmakalemime mürekkep doldurabilmiş değilim :) yavrucak kutuda eskiyecek.


9 Mart 2013 Cumartesi

bursa kitap fuarı -2013

fuarın ilk günü olmasına rağmen biraz sakindi sanki. ya da benim gözüm isranbuldaki fuara alışkın olabilir, bilemedim ... boğaziçi üniversitesi yayınevi hariç hiçbir yayınevinde dişe dokunur indirimler söz konısu değildi. yayınevleri artık bir şeyi anlasın! internette en dandik sitelerde bile %25 indirim var yahu. hatta %30! siz daha neyden bahsediyorsunuz? şu oranları biraz geçin de geldiğimize değsin.
atmosfer genel olarak iyiydi. satıcıların çoğu genç ve güleryüzlüydü.
yıllar sonra ikinci bir leman kupam oldu :)
bir de o kadar yolu boşa gitmemiş olmak adına tübitak yayınlarının standından (%10 indirim vardı ve fiyatları düşük bir yayınevi olduğunu düşünürsek makuldü) 3 kitap aldım. bir de NTV Yayınlarından Mustafa'yı ganimetlerime ekledim... ne olurdu sanki fiyatlar en azından nete denk olaydı da almak içimden geleydi...
keyifli haftasonları!
(cemreler düştü dediler nerede güneş ? nerede bahar yahu!)



21 Şubat 2013 Perşembe

en son gelenler

şubat ayında sipariş verdiğim kitaplarım ulaştı... kitapyurdu'ndan gerçekten çok memnunum. aradığım tüm kitapları bulabiliyorum, hem de birçok kitapta en ucuz fiyat bu sitede. 4-5 gün içerisinde de siparişim elimde oluyor... yeni gelen bu kitaplarımın da eklenmesi ile birlikte evdeki okunmayı bekleyenler kulem iyice yükseldi... bir ucundan da eritmeye çalışıyorum ama pek başarılı olduğum söylenemez...
mart ayı kotam için tavsiyeleriniz ile beni sevindirebilirsiniz.

16 Şubat 2013 Cumartesi

iki kitap hakkında - "Ben O'yum" ve "Dokuz Kutsal Bahçe"

Ben O'yum - Sri Nisargadatta Maharaji

kitapyurdu'nun "parapsikoloji-gizem" kategorisinde gezerken dikkatimi çeken bir kitap oldu. akaşa yayınlarından çıktı ise, muhtemelen içi dolu bir kitaptır diye düşünüyorum "Ben O'yum".alıp almamakta tereddüt ettim, bugün d&r'a gidip bulabilirsem biraz göz gezdirmeyi düşünüyorum. daha önce okumuş olan birileri 2 satırcık yorum bırakabilirlerse yardımı dokunurdu.

şöyle demiş Sri Nisargadatta Maharaj :

"Uygulanacak birşey yok.Kendini tanımak istiyorsan, kendin ol. Kendin olmak istiyorsan kendini şu ya da bu olarak hayal etmeyi bırak.Sadece ol. Kendi gerçek doğan ortaya çıksın. Aramayla aklını bulandırma."
Sri Nisargadatta Maharaj

 
ikinci kitap ise:  Dokuz Kutsal Bahçe - Funda Pekkutsal Ceyhan
bugünkü Hürriyet gazetesinde Güzin Abla köşesinde yazarı bir yazısı  ile yer almış, böyle haberdar oldum.  buna da bir göz atacağım...
arka kapak: 
"Kılıfın aşikar olandır. Saklı olan aşikarın içindedir.
Sen de, tıpkı benim gibi, bu beden kılıfı içinde gizli bahçende saklanmaktasın.
Biliyorum ki saklandığın bu bahçenin nerede ve nasıl olduğunu keşfedeceksin.
Yaşam mucizesini deneyimleyenin “Saklı Sen” olduğunu ve gözlerin sahibinin gizli bahçeden baktığını unutma.
Yaz bana..
                                                 Seni merak ediyorum.
                                                 Haberlerini bekliyorum.
                                                 Yeniden görüşeceğiz. Hem de en kısa zamanda..."com
 
 

21 Ocak 2013 Pazartesi

en son gelenler

kitapyurdu'ndan bu ay kendime fotoğraftaki kitapları seçtim (her ay yaptığım alışverişler sayesinde -1 tek kitap bile alsanız- özel müşterilerden oldum ve kitapyurdu fiyatına ek olarak birçok üründe %5 indirim daha alıyorum). sanırım ikisini de piktobet'in bloğunda görmüştüm. resimde ayrıca zor zamanlar geçirmekte olan bir arkadaşıma moral olsun diye haftasonu evde bulduklarım ile bir çırpıda yaptığım şirin kitap ayracını da görmektesiniz... hürriyet gazetesinde bugün çıkan bir habere göre bugün yılın en depresif günüymüş. ben de zaten sabah kalktığımdan beri çok keyifsizdim. neyse ki iş çıkışı spora gittim de biraz rahatladım. hocamız ecehan çok neşeli ve nazımızı çeken biri...bir de çok tatlı ve akıllı bir kızı var. orada olduğu günlerde seans sonrası melisa ile sohbet etmek çok keyifli oluyor. şimdiki çocuklar gerçekten harika...
sonra da eve geldim ve uzun zamandır ertelediğim mutfak temizliğine giriştim... az önce bir bardak melisa çayımı yudumladım ve birazdan da kitabımı okuyarak sızmak niyetim var. tabii ki komşularım anırmayı keserse.
iyi depresiflikler :)
 


son ganimetlerim

31 Aralık 2012 Pazartesi

yılın son kitabı - kendine ait bir oda

yılı Virginia Woolf ile kapattım. uzun zamandır birçok blogda görüp okumak istediğim bir kitaptı. ilk 50 sayfa, özellikle ilk bölüm oldukça zor ilerledi ama sonra ya ben kitaba alıştım ya da anlatım biraz hareketlendi; bilemedim. geçtiğimiz yüzyılda kadınlara olan bakış bilmeme rağmen okuduklarım beni şaşırttı. sanki Avrupa'da kadına hiç yazıldığı gibi davranılmamıştır gibi düşündüğümü fark ettim... aşağıda kitaptan ufak bir alıntı ve bugünün kısa karı migrostan aldığım şirin mi şirin yılbaşı kupam var... İYİ SENELER!

s. 34
"(...) Pope şöyle demiş: Çoğu kadın kişiliksizdir.
La Bruyere de: Kadınlar uçlardadır, erkeklerden daha iyi ya da daha kötüdürler.

Birbiri ile çağdaş olan iki keskin gözlemcinin tamı tamına zıt fikirleri. Eğitim alacak yetenekte mi kadınlar, değiller mi? Napoleon yetenekleri olmadığını düşünüyordu. Dr. Johnson ise tam tersini (Erkekler kadınların kendilerinden üstün olduğunu bilirler, bu yüzden de en zayıflarını ya da en cahillerini seçerler. Böyle düşünmeselerdi, kadınların da kendileri kadar bilgi sahibi olmamalarından asla korkmazlardı. Erkek cinsine adil davranmak için, sonraki bir konuşmada sözlerinde ciddi olduğunu bana söylediğini açıklamayı dürüstlük sayıyorum.). Ruhları var mı, yoksa yok mu? Bazı vahşiler, olmadığını söylüyorlar. Bazıları ise tam tersine, kadınların yarı-kutsal olduklarını söyleyip bu nedenle onlara tapıyorlar. Hikmet sahibi bazı kişiler kadınların beyinlerinin sığ olduğunu söylüyorlar; kimileriyse bilinçlerinin daha derin olduğunu. Goethe kadınları el üstünce tutardı; Mussolini ise nefret ederdi. Nereye baksanız erkeklerin kadınlar hakkında düşündüğünü görürsünüz, ve hepsi de farklı düşünürler. (...)"


18 Aralık 2012 Salı

İşten ve Yaşamdan Zevk Almanın Yolları - Dale Carnegie

ayağım kırıldığında Bursa Acıbaden hastanesinin doktorlarından Cem Bey -ki kendisi oldukça nev-i şahsına münhasır- kafa bir adamdır; kontrollere git-gel zamanlarında benim kafayı sıyırmak üzere olduğumu anlamış olacak, bana bu pek yararlı bulduğum kitabı tavsiye etmişti. aslında pek de tavsiye denemez, o okumuş ve sadece bahsetti. pek tabii ben de aldım :)

Carnegie'nin önceki kitaplarını okumadım, ancak önsözde yazdığına göre bu kitap "Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı" ile birçoklarının tanıdığı "Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak" isimli kitaplardan bir derleme imiş.





kitap 2 ana bölüm ile
          1- huzur ve mutluluğa ulaşmanın yedi yolu
          2- insanlarla ilişkilerde temel yöntemler
21 alt bölümden oluşuyor. her bölüm bir ana öneriyi konu ediniyor. pek tabi örnek hikayeler ile destekleniyor.
kitabın konusu nedir diye özetlemek gerekirse:
yazar ilk bölümde "kendin olma, iyi çalışma yöntemleri, sizi yoran şeyler ile başa çıkma ve sıkıntıları giderme gibi konulara yer verirken, ikinci bölümde ise özellikle iş (ama özelde de olur) hayatında kullanabileceğiniz insanları etkileme, ikna etme, insanlarla ilişkilerin sırrı gibi pratikte uygulayabileceğiniz ve belki başarılı ve sevilen insanların onlara para verseniz bile öğretmeyeceği iletişim taktiklerine değiniyor. hani bazen gazete ve dergilerde Sabancı, Koç vb. gibi başarılı ve zengin insanların çalışma yöntemleri, hayata bakışları, çalışanlarına olan tavırları gibi konular ile ilgili yazılara denk geliriz ya, hah işte kitap tam da bu konulara yer veriyor. kolayda bir kitabı beğenmem, ancak bu kitap bence gerçekten çok başarılı. (hangi kitap hakkında yazsan başarılı diyorsun diyecek olanlar olabilir, kısmen doğrudur çünkü okumak istediğim kitaplar hakkında kısa bir ön araştırma yapıyorum, hatta gidip içini açıp inceliyorum, 2 satır okuyorum)
şahsen benim artık başucu kaynak kitaplarımdan biri oldu. zaman buldukça açıp açıp özellikle altını çizdiğim kısımları tekrardan okuyacağım ve yazanları uygulamaya çalışacağım.
liste fiyatı 11tl, kitapyurdu'nda ise 7.70tl örneğin.

8 Aralık 2012 Cumartesi

Küçük Kırmızı Aşk Kitabı - Nil Gün

Küçük Kırmızı Aşk Kitabı
yazarı Nil Gün Hanım'ın yaptıklarını okuyunca (Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı, uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi...) çok da düşünmeden sipariş verdiğim son kulemdeki kitaplardan biriydi.
kalın kapaklı cep boyutundaki bu kitabı telkin CD lerinden derleyerek yapmış. ilişkileri zenginleştirmeye dair önerilerle başlayan kitap sonlara doğru olumlamalar ve yüksek sesle evrene göndermemiz gereken mesajlara örnekler içeriyor. bana yeni şeyler söylemedi ama arasıra göz gezdirebilecek, kompakt ümit veren bir kitap...


dikkate değer tespitlerden biri olarak ilişki bitiren 4lü ile tanışın (s.86):
1- yargılayıcı eleştiri
2- savunmaya geçerek haklı/haksız mücadelesine girmek
3- partnerin kendini geliştirme çabalarına köstek olmak
4- hakir görmek


6 Aralık 2012 Perşembe

Mutlu Olmak İsteyen Adam - Gounelle

Mutlu Olmak İsteyen Adam
24 saatte bitti! gerçekten çok keyifli bir kitaptı. normalde kitap alırken önce biraz araştırma yaparım ama sanırım şu sıralar mutluluğum benden biraz saklandığı için kitabın adını görür görmez almaya karar vermiştim. Gounelle'in okuduğum ilk kitabı. diğer kitabı  "Tanrı Daime Tebdil-i Kıyafet Gezer" okuma listemdeki yerini aldı bile.

Hikaye; Bali'de tatil yapmakta olan bir batılının evine dönmeden önce, namını duyduğu bilge bir şifacıyı ziyareti ve bu ziyaretler sırasındaki konuşmaları üzerine kurulu.

çok fazla spoiler vermek istemiyorum o yüzden biraz yüzeysel geçeceğim. kitap aslında bir roman ama Dingin Savaşçı (yazarı: Dan Millman) gibi aslında bir kişisel gelişim kitabı denebilir bence.  "Ye Dua Et Sev"i de hatırlattı bana biraz. Julia Roberts da böyle bir bilgeye gidiyordu.

kahramanımız aslında bir öğretmen ama hayatından pek memnun değil çünkü aslında daha farklı bir mesleği ve hayatı hayal ediyor. öte yandan içinde bulunduğu yaşama saplanıp kalmış ve hayalindeki hayatı yaratmanın mümkün olduğuna pek inanmıyor. işte şifacı tam burada devreye girerek önce insanların hayatı nasıl algıladıklarını, inançları ve inançları ile hayatlarını nasıl da yönlendirebildiklerini anlatıyor ona (ki bu benim Evrenden Torpilim Var'de bahsedilen çekim yasasını kendime nasıl açıkladığımla birebir örtüşüyor-algılar yani tamamen) ve sonrasında ona sorular soruyor- cevaplar itiraf ettiriyor. inancını şekillendirmesinde yardım ediyor.

bu sorular, kitabı okuyan herkesin kendi kendine sorabileceği kendini tanımasında yardımcı olabilecek sorular. kitap ergenlere çok şey katabilir diye düşünüyorum, meslek seçimi, hayatın anlamı ve geleceği şekillendirme ile ilgili güzel satırlar var.
o kadar keyifli bir kitaptı ki, bana çok kısa geldi. keşke biraz daha uzun olsaydı :)

başarılı bir hayatın tanımı gelsin sayfa 157'den:
"başarılı bir hayat; kişinin arzularına uygun sürdürdüğü, daima kendi değerleriyle uyum içinde hareket ettiği, yaptığı şeye elinden gelenin en iyisini kattığı, olduğu hali ile uyum içinde yaşadığı bir hayattır. ve mümkünse, kendimizi aşma fırsatını elde ettiğimiz, kendimizden başka bir şeye kendimizi adadığımız ve insanlığa çok mütevazı da olsa, küçücük bir şey de olsa bir şey kattığımız bir hayattır. rüzgara bırakılmış küçücük bir kuş tüyü. başkalarına bir gülümseyiş."

birkaç yayınsal ikircik:
  • kitap 195 sayfa, 20 bölümden oluşuyor ve her bölüm sağ sayfada başlıyor. birçok boş sol sayfa var yani (üşenmedim saydım 14). satır araları geniş ve sayfa altında gözü rahatsız eden bir boşluk var (son satır ile sayfa sayısı arasında) yani standard bir basımla belki de 170 sayfaya düşer.
  • kağıt kalitesi güzel, gözün sevdiği sarıdan. basım kaliteli, bazı sayfalarda mürekkep çok hafif silikleşebiliyor.
  • pegasus yayınları güzel bir iş çıkarmış denebilir.

5 Aralık 2012 Çarşamba

Mesnevi Terapi - Nevzat Tarhan

Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ı psikoyorum programından takip ederdim. hergün başka bir konuyu ele alır, kibar sunucu hanım ile birlikte konu hakkında konuşup, gerek genellikle ismini vermek istemeyen kişilerin telefon ile bağlanıp sordukları sorulara gerek ise mail atanlara cevaplar verirler, geceyarısı 30dk bu şekilde sürüp biterdi program. genelde günümüzün psikoolojik rahatsızlıklarına değindiklerinden ilgimi çekerdi ve dinlerdim rast gelince geceleri. Nevzat Bey'i de bu programlardan tanırım sadece yani.


 Mesnevi Terapi raflarda belirince ve kitaba birçok çok satanlar listesinde rastlayınca alayım bari yahu dedim. aslında Mesnevi yani diğer deyişle Mevlana ile terapi kelimelerinin yanyana gelişinden aşırı derecede kıllanmıştım... oldukça iddialı bir kitap olacağını düşündüm (yazarının da prof dr olduğunu göz önünde bulundurunca) öte yandan bir bakıyorum kitap 230 sayfa... mesnevi'yi düşünüyorum, binlerce sayfa, terapi hakkında ağzını bir açsan 1000 sayfa da öyle dökülür... vardır hocanın bir bildiği dedik, aldık geldik kitabı lakin iş hiç benim de kafamda kurduğum gibi değilmiş a dostlar.
hoca kitap boyu birşeyler anlatıyor da duruyor... bir enteresan kitaplardan alınma çoğu kez dini içerikli ne mesaj verdiğini zerre anlayamadığım bir takım hikayelerden mi bahsedeyim size, yoksa her bölümde temcit pilavı gibi önümüze sunduğu "devir mesnevi devridir, mesnevi öğretisi şöyle yücedir, böyle harikadır" deyip de o öğreti neymiş, bir kısa olsun bize bahsetmeyişinden mi... her kısa hikayeden sonra "bu hikayede ne oldu şimdi, ne ders çıkacak ki?" sorumdan sonra kendi kendime mavi ekran vermelerimi hiç unutamayacağım...
siz siz olun benim gibi adındaki mesnevi kelimesine kanmayın.
ben beklediğimi bulamadım açıkçası.

3 Aralık 2012 Pazartesi

bugün gelenler!

kitapyurdu gerçekten dediğini yapıyor. 5 iş günü dedi ve bugün mesai saatinin bitmesine dakikalar kala MNG kargo kitaplarımı yetiştirdi... az önce üşenmedim, az ışıklı salonumda tripodu kurdum, makineyi bağladım ve aşağıdaki kuleyi fotoğrafladım! bugün iş çok yorucuydu ama kitaplarımın gelmesi ile biraz olsun neşem yerine geldi. az önce gördüm euphoric blog kitap kulelerinizi gönderin demiş... bu post ona olsun bari :)

kitap kulem!

(ama hemen sonrasında alt sokakta bir çocuğa araba çarptığını söylediler ve moralim yine aşırı bozuldu-böyle kötü bir haber paylaşmak istemezdim ama kimselere de söyleyemedim üzüntüm azalmıyor :(  )

1 Aralık 2012 Cumartesi

Çözüme Giden Yol - Dr. Orhan Erdem

İtiraf etmek gerekirse dükkan önüne sıralanmış kitaplara karşı genelde önyargılıyımdır. bir şekilde satılmayıp elde kalmış kitapları dizerler gibime gelir. bu kitabı da aynı bu duygular ile bursa'da bir kitapçının yüzlerce kitabı yığdığı bir tezgahta görerek aldım. baştan aşırı önyargılıydım, muhtemelen abuk subuk içi boş bir kitap denemesi diye düşündüm ama yazarının Dr. unvanını görünce fikrimden çark ettim. fiyatı da uygundu, ne kaybederim ki deyip çantaya attım (Hacettepe Üni.'nde sosyoloji doktorası yapmış).
kitabın konusunu yazar önsözde şöyle özetlemiş: "sorun çözme tekniklerini kendi kültürümüzün ışığında anlatmaya gayret ettim". gerek özel gerek ise iş hayatımızda sorunlara nasıl yaklaşıp çözmemiz gerektiği konusunda önerilerde bulunan bir kişisel gelişim kitabı.
dokuz bölümden oluşuyor ve "sorun nedir?" diye başlayıp, sorun çözme süreçleri ve teknikleri şeklinde devam ediyor. hatta sorun çözme teknikleri başlığı altında bizim de fabrikada neredeyse hergün kullandığımız analitik çözüm yöntemlerine de değinmiş (Plan-Do-Check-Act, balık kılçığı, beyin fırtınası ve benim daha önce duymadığım 2 metot daha). Ancak biraz yüzeysel geçilmiş sanki bu metotlar, özellikle balık kılçığı biraz daha detaylı verilebilirmiş. hiç bilmeyen biri için birşey ifade etmeyebilir başta...bir de batı dünyasına da biraz sıkça çamur atmış :)
her konu benim gerçekten hoş bulduğum hikayecikler ile desteklenmiş. aşağıda beğendiğim bir tanesine yer verdim. bununla birlikte sanırım yazarın inancı doğrultusunda burna biraz islami inanç kokusu gelmiyor değil. ancak bu sizi yanıltmasın, çünkü hiçbir bölümde beni rahatsız edecek seviyeye gelmedi.
genel olarak değerlendirmek gerekirse, güzel bir çalışma olmuş ve sırf barındırdığı küçük hikayecikler için bile okunmaya değer buluyorum.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"başarılı ve varlıklı birisi bir sahil kasabasında tatil yapıyor. bir ara sahilde gezinirken minik bir teknenin limana yanaştığını görüyor. oraya doğru yöneliyor. yüzünden de çok mutlu olduğu belli olan kayıkçıyla aralarında şu konuşma geçiyor: 
- merhaba balıkçı efendi, ne kadar da güzel ton balıkları avlamışsın.
- merhaba, evet şükürler olsun balıklar çok güzel.
- ne kadar zamandır avlanıyorsun?
- iki saat kadar...
- niçin daha fazla avlanmıyorsun?
- bu bugünlük rızık için yeter...
- peki iki saat avlandıktan sonra ne yaparsın?
- bahçeyle uğraşırım. güller yetiştiririm. yürüyüşe çıkarım. arkadaşlarla hoş vakitler geçiririm. yani huzurlu bir hayatım var.
- bak ben yatırım uzmanıyım. sana yol gösterirsem varlıklı bir kimse olursun.
- nasıl yani?
- yani öncelikle balık avlamaya daha çok vakit ayır. bir müddet sonra daha büyük bir kayık al.
- peki ya sonra?
- sonra balıkları aracıya değil de doğrudan konservecilere götürürsün. bir müddet sonra bir fabrika alırsın.
- peki ya sonra?
- sonra bu fabrika işler sen rahat edersin.
- bu anlattıkların ne kadar zaman alır?
- yaklaşık 18 sene.
- peki ya sonra?
- sonrası malum. bir sahil kasabasına yerleşirsin. huzurlu bir hayat sürersin.
- iyi de ben bu hayatı gençken yaşıyorum zaten!"
 ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

27 Kasım 2012 Salı

kalemlerim ve ben

ben bir kalem delisiyim. uçlu kalemlere özel bir zaafım var. evde halen ilkokul 4-5ten kalma; şimdinin çin malı gibi ucuz olmayan; o zamanların kaliteli tombow marka uçlu kalemlerinden var bir tane mesela. ama ucunun ucu çıkıp kaybolduğu için çalışmıyor...
o yıllarda rotring ve tombow manyaklığı vardı. gel gelelim özellikle tombow'lar şimdiki gibi dandikten değildi. çok iyi hatırlıyorum; ilkokul 5 te 500.000lira simli siyah olanlarından bir tane almıştım kendime. iyi paraydı o zaman. öyle ikide birde kaybedip yeniden alamazsın yani. tombow'su rotring'i olan çocukların ayrı bir karizması olurdu.
siyah olan yıllar sonra bir gün takside unutulan bir çanta içinde gitti... şu anda elimde 0.7uç bahsettiğim yarı bozuk sarı renk sağlam tombow'dan var sadece...
ilkokulu anadolu lisesi takip etti... ah o şahane günler! benim en güzel günlerim şüphesiz ortaokul ve liseyi okuduğum o muhteşem anadolu lisesinde geçmiştir... o günlerde de okulun karşısında -halen varlığını sürdüren- aşırı derece sabırlı ve öğrenci canlısı abilerimizi çalıştığı (belki de sahipleridirler) baturay kırtasiye'miz... sabahları servisten inip hızlıca bir göz attığımız, benim gibi kalem fetişi insanlar için bir cennet niteliği taşıyan o kutsal mekan :)  işte o günlerde yavaş yavaş eski ince rotring tikky'ler girmeye başladı hayatımıza... şimdi karaborsada bu kalemler. satan bir yerler bulsam her renginden hemen birer tane alırım, hatta ikişer :) cinayet işlerim uğruna bunların ben!

fotograf: gittigidiyor.com


aslında şimdilerde uçlu kalemleri pek nadir kullansam da (kitap okurken alt çizme-not alma) bu kalemlere sahip olmak beni çok mutlu ediyor. koleksiyonerlik böyle bir şey olsa gerek. belki de eskiye ait şeyleri akılda tutarak bir nevi o zamanlara ait bir anıyı dondurduğumuza inanıyoruzdur. o zamanların gerçekliğini pekiştirip delirmediğimize falan olan kanıtlarımızdır bunlar.
örneğin bu güzel ince rotringlerin sarısından var bende bir tane ve aslında çocukluk aşkımın kalemi. ben simli tombow'mu ona vermiştim, o da sarı rotringini bana. üniversiteye hazırlanırken o sarı kalemi ile test çözdüğü zamanları halen hatırlıyorum... sene 2000 falandı herhalde :)
kahverengisini de geçenlerde ebay.de üzerinden bulup arkadaşlar vasıtası ile Almanya'dan getirttim. bu hareketlere devam etmekte bir beis görmüyorum :) 
bir ara evdeki kalemlerimin fotolarını da çekip blogda paylaşırım belki ama aşırı mahremime girebilir diye düşünüyorum. ne de olsa onlar benim koleksiyonum :)
iç çamaşırı çekmecemin fotoğrafını düşünmeksizin paylaşırım; -ama kalemlerim!- bir düşünmem lazım :)

dolmakalemler ile ise önceleri mesafeli bir ilişkimiz oldu. babamın birkaç dolma kalemi olduğunu hatırlıyorum (hatta arasam evden kesin çıkar bir yerlerden). sonrasında o kalemleri doldurmaya çalıştığımı falan gibi kareler var aklımda hayal meyal ama aslında benim bu muhteşem kalem grubu ile tanışmam kendime eşek kadar olduktan sonra Almanya'da okurken aldığım LAMY'im ile oldu (yaş bu arada 2007 falandır).kısıtlı öğrenci bütçem ile o zaman indirimde olan gövdesi mavi; metali kırmızı renginden edinebilmiştim. şu an renginden pek de memnun değilim ama ilk göz ağrım olduğu için kullanmaya devam ediyorum. ikinci LAMY'me kavuşmam sene başı idi sanırım, kendime bir kıyak geçip parlak siyah bir LAMY edindim yine ebay.de üzerinden... bunun da arkası gelecek gibi duruyor. 2 adet de ucu kırmızı dönüştürücülerden sipariş vermiştim. onlarla kullanıyorum. siyah olanı daha kıyıp da kullanmaya başlayamadım. maviyi de uzun zamandır kullanmıyordum mürekkep yokluğundan ama banasikcayaz'in sitesine baka baka dayanamadım ve dün gidip nihayet pelikan marka königsblau mürekkep aldım, dönüştürücüyü doldurdum ve dolmakalemin keyfini çıkarmaya başladım! bugün iş yerinde resmen yazı yazmak için bahaneler yaratıp durdum kendime...
dün gece de şöyle birşeyler karalamışım kalemin kağıt üzerinde kaymadığına takıp :



25 Kasım 2012 Pazar

Vikitap - Kitapseverler için Sanal Kütüphane

bu günü evde tembellik yapmaya ayırdım... inşallah internetten başımı kaldırabilirsem kitap okuyacağım ve bir de film izlemek istiyorum... sabahtan beri bloglar arasında geziniyorum, bir sürü güzel blog buldum ve bir de çok yararlı olduğunu düşündüğüm bir site keşfettim. muhtemelen birçok kiişi biliyordur ama benim ancak bugün haberim oldu. goodreads'in Türkçe versiyonu gibi bir site. hatta goodreads ile ilk tanıştığımda "yahu bu sitenin Türk versiyonu olsa ne harika olurdu" demiştim. meğer varmış da benim haberim yokmuş.
uzun lafın kısası, tahmin edebileceği üzere kitap bir nevi kitap facebook'u gibi birşey. okuduğunuz kitapları girebiliyorsunuz, kütüphanenizi oluşturuyorsunuz, kim neyi okumuş, hakkında ne demiş gibi bir sürü özellik var. halihazırda okuduğunuz kitap nedir, sevdiğiniz türden başka hangi kitaplar var gibi özellikler de var. bu yönü ile kitap seçmekte de yardımcı oluyor.
illa üye olmak zorunluluğu yok,  facebook hesabı ile de giriş yapmak mümkün. liste tutmakta zorlanan benim gibiler için güzel bir sanal kütüphane ve paylaşım platformu.
iyi pazarlar.

tıklayın

24 Kasım 2012 Cumartesi

yaşamın anlam ve amacı - alfred adler

"yaşamın anlam ve amacı"'na çok iddialı bir ismi olduğundan biraz temkinli yaklaşmıştım. arka kapak yazısında da şöyle diyerek iştahımı kabartmıştı kitap aslına ama keşke biraz daha araştırıp öyle alsaymışım.
Yaşamın Anlam ve Amacı, Alfred Adler'in İnsanı Tanıma Sanatı ve Yaşama Sanatı'ndan sonra "Bireysel Psikoloji Kuramı" üzerine üçüncü önemli yapıtı.

Yalnızca psikolojiyi uğraş edinenlerin değil, herkesin kolaylıkla okuyup anlayabileceği bir dille kaleme alınan yapıt, bireysel ve toplumsal sorunları irdeleyerek günlük yaşamda karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sunuyor.

Çocuklukta yaşanan olayların yetişkinlikteki rolü, kompleksler, korkular, aile ve okulun çocuk üzerindeki etkisi, çocuğa ilk cinsel bilginin veriliş biçimi ve yetişkinliğe etkisi, kadın-erkek ilişkileri, evlilik gibi pek çok konuyu ele alan Yaşamın Anlam ve Amacı, kendisiyle ve sevdikleriyle daha iyi ilişkiler kurmak isteyenler için önemli bir yol gösterici.
aslında psikoloji ve psikiyatriye ilgim vardır, bir Irvin Yalom hayranıyımdır örneğin... ancak bu kitapta yolunda olmayan bir şeyler vardı benim için. bir kere yoğun kuramsal bir eser. bölümler halinde çocukluk merkezde olmak üzere sürekli olarak bir şeyleri irdeliyor, yorumlarda bulunuyor, iddia ediyor, salık veriyor... kitapları yarıda bırakma taraftarı değilimdir asla, en azından emeğe saygı açısından okumaya çalışırım sonuna kadar ama bu kitap sınırlarımı zorladı. ilgimi çeken birkaç bölümü okudum ve rafa kaldırıyorum.

Alfred Adler ekşisözlük'ün yalancısı olduğum kadarı avusturyalı hekim ve psikologmuş.... freud'un önce öğrencisi, sonra da meslektaşı olmuş.... 1929'dan sonra new york'a yerleşmiş ve akademik çalışmalarını bu şehirde sürdürmüştür...
1870de doğmuş ve 1937'de sizlere ömür olmuş... kitapta bahsettiği bazı olgulara getirdiği yorumlar biraz demode gibi geldi bana. bununla birlikte adam baba doktorlardan biri sayılıyor. bireysel psikoloji ekolünü kuran ve eksiklik duygusu terimini ortaya ilk atan kişiymiş. eminim ki önemli bir şahsiyettir ancak sebebini anlayamadığım bir şekilde kitaptaki anlatım bana çok dağınık geldi ve bazı kısımlarda ana olarak neyi savunduğunu ve varmak istediği yerin neresi olduğunu anlamakta güçlük çektim. belki de çeviri iyi değildi veya kendisi iyi bir anlatıcı değil...
kitaba ölümüne çamur atmayayım, iyi bir şeyler de tabii ki buldum kendime.
1937de hayata gözlerini yumduğunu göz önüne alırsak, çağının düşünce yapısının ötesinde şeylerden de bahsetmiş kitabında. evlilik ile ilgili kısımda örneğin şöyle şeyler yazmış:
syf: 267

(...) iki kişilik bir toplulukta iki taraftan hiçbiri ötekine hizmet eder konumda bulunamaz. birinin hükmetmek ve ötekini itaate zorlamak istemesi durumunda, iki insanın verimli bir birlikteliği kurabileceği düşünülemez. günümüz koşullarında pek çok erkek hatta kadın ailede hükmedip emredecek, önder rolü oynayacak, sözünü geçirecek kişinin erkek olması gerektiği inancındadır. pek çok mutsuz evlilikle karşılaşmamızın nedeni de işte budur. hiç kimse öfke ve nefret duygusuna kapılmadan bir başkasının kendisi üzerindeki tahakkümüne katlanamaz. hayat arkadaşlığı yapacak kişilerin eşit haklara sahip olmaları gerekir ancak o zaman önlerine çıkacak güçlükleri yenebilecek güce kavuşurlar. (...)



23 Kasım 2012 Cuma

internetten kitap alışverişi

başımdaki ağrıyı saymazsak sakin bir cuma akşamı.  battaniyemin altında sahlebimi yudumluyorum ve itiraf etmek gerekirse daha şimdiden uykum geldi :)
takip ettiğim bloglarda herkes kitap fuarından ve aldığı kitaplarıdan bahsetmiş; nasıl imrendim anlatamam :(
aslında geçen haftasonu istanbul'daydım, üstelik de tüyap'a gitmek yapılacaklar listesinde baş sıradaydı... ama sonra içimdeki bir ses "sadece 2 güncük istanbul'dasın, şimdi bunu da tüyap'a gitmek için yollarda mı harcayacaksın?" dedi ve ben o sesi dinledim... aslında bakırköy'den kalkan servise binip gidiverirdim ama geri dönüşte sıra olabiliyor ve beylikdüzü çok rüzgarlı, zaten sırtım tutuk, daha da beter olurum diye bir cumartesi günümü evde heba ettim... 
herkes fuarın çok uzak oluşundan yakınmış, haklılar da bence... hele ki türkiye gibi yılda 6 kişi başına 1 kitap düşen bir ülkede bence ne yapıp edip böyle bir fuarı insanların yakınında tutmakta fayda var.
mart'ta bursa'daki fuara artık kısmet...
e hal böyle olunca ben de "kitap hasretimi internette bastırayım bari" diye birkaç popüler internetten kitap satışı yapan siteden almayı düşündüğüm kitapların fiyatını kontrol ettim. 
diğer blogger arkadaşların bir çoğunun da belirttiği gibi genel kanı d&r'ın sitesindeki fiyatların en uygunu olduğu yönünde. 50TL üzerine ücretsiz kargo seçeneği ve world'e özel peşin fiyatına 12; Bonus, Axess, Maximum, Advantage, CardFinansa ise peşin fiyatına 6 taksit fırsatı sunuyorlar. 
23 kasım itibari ile %70lere varan indirimlerden bahseden ve sanal kitap fuarı ilan eden ideefix'te ise fiyat açısından bir farklılık olmadığı gibi 150TL üzerine ücretsiz kargo var! siteleri de bir garip, bir sipariş listesi yapsan bile (toplam fiyatı görmek için mesela) üye olmadan göremiyorsun... neredeyse tüm kartlara peşin fiyatına 2 ila 8 taksit seçeneği varmış ama bu bilgiyi site içerisinde biraz kurcalayıp gezerek bulabiliyorsun (siteyi sevmedim özetle)
doğrusunu söylemek gerekirse sitelerdeki fiyatlar arasında 3-5TL fiyat farkı oluyor gibi gözüküyor. kimisinde kitaplar ucuz, kargo var; kiminde kitaplar biraz daha fazla ama kargo ücretsiz... ya da kredi kartına taksit seçenekleri gibi cazip teklifler var. 
almayı düşündüğüm aşağıdaki 8 kitap için d&r 112TL civarı bir fiyat çıkarırken; kitapyurdu kargo dahil 106TL dedi...  benim için kitapyurdu kazanan site oldu gibi :)
kitap alma yasağım var; yok yok almayacağım kesinlikle ;)

öylesine biri de kendi blogunda kapsamlı bir inceleme yapmış.




utanmadan yatmaya gidecek haftanın yorgunu bir insancık kanepesinden bildirdi.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Savaşçı - Doğan Cüceloğlu

ben en çok yollarda kitap okurdum ve de geceleri yatmadan önce. işin eve yakın olmasının nasıl bir dezavantajı var derseniz "kitap okuyamamak" diye cevaplarım. almanya'da ucuz ve temiz olduğu için seçtiğim yurt okuluma tren ile 35dakika uzaklıktaydı ve bu her gün en az 1 saat kitap okumak demekti benim için. Türk kitapları satan internet sitelerinden koli koli kitap satın alıp okuyor ve onları bir de İstanbul'a taşıyordum!
şimdilerde ise yollarda kitap okumak ne yazık hayal oldu çünkü işime çok yakın oturuyorum. hal böyle olunca kitap okumak için ekstra bir çaba sarfedip yatağa erken gitmeyi başarsam da çok değil 10-15 sayfa sonra gelen uykuma yenik düşünüyorum. çalışma hayatı gerçekten de yorucuymuş! ben okurken mezun olmuş çalışan arkadaşlara bize ayak uydurmaları için ısrar eder, haftaiçleri birşeyler yapmak istemeyenleri içi geçmiş olmakla suçlardık. şimdi onları çok iyi anlıyorum çünkü insan haftaiçi o kadar yoruluyor ki, tek istediği kendini eve atıp dinlenmek oluyor. ülkem çok çalışkandır çünkü benim ve birçok avrupa ülkesindekinden daha fazla çalışır (haftalık çalışma saati almanya'da 35; isviçrede 41dir örneğin; ki bence verilmli kullanıldığında gayet de makul bir süredir bu. kanımca kafa çalıştırmayı gerektiren işleri Türkiye'de üst sınır olan 45saat -yani günde 9 saat- yapamazsın zaten.)
günüm aşağı yukarı şöyle akarken:
06:15 saatin çalması.
06:35 kalkmamak için binbir türlü hareket sonrası kalkmak
07:02 servise biniş
07:12 fabrikaya varış
07:30 mesainin başlaması
17:15 mesainin bitmesi
17:50 eve varış.

... eskisi kadar çok kitap okuyamadığımı fark ettim ve bir takım önlemler aldım:
saat 22yi gösterdiğinde evde isem mutlaka yatağa doğru seyirtiyorum.
kitabı elime aldığımda kendimi bir yoklayıp uykululuk durumuma göre sayfa sayısına bakıp, sayfa 50deysem örneğin bu gece 60a kadar geleceğim diyorum.
elimdeki kitaplar bitene kadar kendime yeni kitap almayı yasakladım.

şimdilik aklıma gelenler bunlar. önerilere açığım :)

aylardır elimde sürünen ve bu yaşıma kadar nasıl olup da okumadığım için kendimden utandığım "Savaşçı" sonunda bitti. hakkında yorum yapmak yersiz, kendini kanıtlamış harika bir kitap. ölmeden önce okunması gereken 73984 kitap tarzı listelerde mutlaka olması gereken bir yol gösterici. iş hayatına dair çok çıkarımlarda bulundum kendi adıma. Arif Öğretmen'i özleyeceğim.


giriş yazısından:

"e.e.cummings der ki; Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada,kendin olarak kalabilmek,dünyanın en zor savaşını vermek demektir.Bu savaş bir başladı mı,artık hiç bitmez!..."

11 Kasım 2012 Pazar

çıplak deniz çıplak ada - bir ada hikayesi 4

Yaşar Kemal




masa kaloriferin önüne kuruldu; laptop açıldı, kahve yapıldı ve içimde yazma isteği belirdi. uzun süre sonraki bu ilk yazımda Yaşar Kemal ustamızı anayım istedim.
ilki '98 yılında yayınlanmış olan dörtlemenin son kitabını senelerdir büyük bir heyecan ile bekliyordum. hatta bazı zamanlar - Allah gecinden versin- son kitabı bitiremeden hayata gözlerini yumarsa diye çok korktuğum oldu. ara ara dördüncü ve son kitabın yayınlanmayacağına dair söylentiler çıktı vs... ama nihayet ekim ayında kitap ile buluşmak nasip oldu. bursa korupark d&r'a geldiğinin ilk günü hemen satın aldı ve bir çırpıda okudum...
ilk üç kitabı okuyalı seneler olduğundan, "acaba önce onları bir daha mı okusam?" diye düşünmedim değil ama o kadar sabırsızlanıyordum ki (ve de ilk üç kitap istanbul'daki evde olduğundan)bekleyemedim. aynı korkuyu taşıyanlar hiç endişelenmesin, usta bize yer yer kim kimdi incelikle hatırlatıyor zaten.
dili, anlatımı, betimlemeleri... ne söylenebilir ki hakkında. zaten tüm dünya karşısında eğilmiş. her romanında sıkça bahsettiği o sofralar, o nar ekişileri, o gün doğmadan toplanan kabak çiçekleri ile yapılan kabak çiçeği dolmaları... bir kere olsun yemeden ölürsem gözüm açık gider...
Yaşar Kemal'e romancı demek bence eksik kalır... sırf bu dörtlemesini ele alırsak toplamda yaklaşık (328+520+450+272=) 1570sayfalık anlatımı ile o bence tüm yüzyıla mal olmuş bir destan yazarıdır. Allah uzun ömürler versin.

---spoiler---
bu son kitap öncekilerden oldukça kısa ve sanırım geçmiş yıllarda o kadar çok bekledik ki, ilk üç kitabı kafamızda iyice efsaneleştirip son kitaptan beklentimizi aşırı yükselttik. ya da belki bu güzel ada hikayesinin hiç bitmemesini istediğimden olsa gerek, kitabın sonu çok çabuk geliverdi. kitap boyu ve hatta ilk üç kitap boyunca sabırsızlık içerisinde beklediğimiz mutlu son sahneleri o kadar kısa tutmuş ki Yaşar Usta... oysa ki o güzel kalemi ile bizi biraz daha mest etse olmaz mıydı...? melek hatun'un bohçasını alıp gelip ağa efendi'nin eşiğine oturduğu sahne örneğin, poyrazın düğünü; ya da lena ananın oğullarına kavuşması... dört kitabı birbiri ardına okuyacak olsak; bence ilk üç kitap o kadar ön plana çıkar ki, öylesine güzel betimler ki çünkü usta tüm hasretleri, tüm dertleri ve heyecanları... bunların artık sonuçlandığı, tüm düğümlerin çözüldüğü bu son kitap ilk üçünün biraz gerisinde kalır bence...
---spoiler---

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...