blog hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2013 Salı

doğumgünümdü!

bugün benim doğumgünümdü... bu sene başladığım işimde gerçekten harika insanlar ile tanıştım ve arkadaşım oldular. ekip oldukça genç ve çoğu da bekar olduğundan güzel bir arkadaş ortamı oluştu. hem iş arkadaşı hem de arkadaş olabilmek büyük bir lüks olsa gerek... 12 şubat 2012'de (işe başlamadan bir gün önce) böylesine güzel arkadaşlar edinebileceğimi ve yeni taşındığım bu şehirde neredeyse istanbul'da olacağım kadar mutlu olabileceğimi tahmin edemezdim. demek ki hayat hergün yeni şeylere gebe...
ofisimizde gelenektir, doğumgünü çocuğu için 2 büyük pasta kesilir. ben çok büyük bir pasta fanatiği değilimdir ama krokanlıyı severim. şansıma -çayları ile günümüzü neşelendiren- cüneyt ile zevklerimiz aynı olduğundan pastalarım krokanlıydı... ama aslında gün daha farklı başlamıştı...(öyle çok heyecanlı şeyler anlatmayacağım, sıkılanlar olursa okumayı burada bırakabilir :)

sabah ofise geldim, bir de baktım benim masada bir hediye pakedi... "kim getirdi? nedir?" diye ortalıkta dolanıyorum, en sevdiğim arkadaşım "şenol'u biraz önce buradan uzaklaşırken gördüm" dedi... şenol da oldukça yakın çalıştığım (hatta en yakın çalıştığım) iş arkadaşımdır. aynı alt parçanın o seri planlamacısı, ben ise numune planlamacısıyım. ilerleyen dakikalarda şenol ofise geldi ve kendisine teşekkürlerimi ilettim. bana kahve dünyasından eksikliğini eve gelip de kendime okkalı bir kahve yaptıktan sonra fark ettiğim çok güzel bir french pres almış... yanında da tchibo'dan 3 farklı aromada kahve... canım kibar arkadaşım! 

akşamüstüne doğru diğer fabrikaya geçmem gerekti, gitmeden milletin nabzını yokluyorum, mentoruma: "sevil ya, benim kutlama davetiyesini saat kaça atmışlar? ben diğer fabrikaya gideceğim... söylesene çaktırmadan" dedimse de, "üzgünüm ama kutlama falan yok, davetiye gelmedi" dedi sevil. millete soran gözlerle bakıyorum ama ses seda yok... ben de ortaya "saat 16 gibi dönerim, karşıda toplantım var" deyip çıkıp gittim...

karşı fabrikaya gittim, moralim bozuk tabi... "ya bana ofiste pasta kesmediler" modundayım... o esnada canım arkadaşım cengiz iki arada bir derede halime üzülüp bana pasta organize etmesin mi...! efendim böylelikle birinci pastamı kesmiş ve yemiş olduk... çok da lezzetli idi :) frambuazlı kısmından yedim mis :)

derken telefon geldi kendi ofisimden, gel hadi dediler :) gittim ki alt ofis, üst ofis toplaşılmış... kutlamalar, "kaç yaşına girdin?" şakaları. pastaları kestik yedik..."ne diliyorsun?" diye sordular, hemen karşımda departman müdürü olduğundan  pek tabii "bu seneki üretim adetlerini tutturmak, takım ve sarf maliyetlerinde hedefin altında kalmak tabi ki!" dedim :)

akşam artık çıkmak üzereyim, telefon çaldı kargo geldi dediler.. "ne oluyor ülen?" diye bir gittim, en yakın arkadaşlarımdan aslıcığım bana çiçeksepetinden artık adı her ne ise ondan göndermiş.. ofis ofis gezip dağıttım, mideye indirdik onu da ama artık benim mide fesadının eşiğinde... neyse kalan işleri de tamamlayıp çıktım fabrikadan... ofis kankam eser bugün hasta olduğundan işe gelemedi, biz de iş çıkışı programı başka bir zamana erteledik... hal böyle olunda ben de alışveriş merkezine gidip -bu bir makyaj blogu olmadığından dolayı burada fotoğrafını paylaşmamakta olduğum- birkaç makyaj malzemesi ve gözaltı bakım kremi türevi ile kendimi şımarttım ve hayatımdaki tüm güzellikler için Allah'a şükrettim!

aşağıda bugünümün özeti bir kolaj ve facebook'ta paylaştığım teşekkür yazısını görebilirsiniz...


bugün beni arayan, soran, hediyeler ve sürprizler ile beni mutlu etmeye çalışan tüm arkadaşlarım... sanırım insan yaş aldıkça daha bir hassaslaşıyor, daha bir düşkün oluyor sevdiklerine. zira dostların sayısı yıllar ile ters orantılı olarak değişiyor...
yaşlanan bünye bir mesajla dahi olsa hatırlanmak istiyor...
bana kendimi yalnız hissettiğim şu günlerde; sevildiğimi ve bir sürü dostum olduğunu yeniden hatırlattınız...
hayatıma anlam katan dostlarım...hepinizi çok seviyorum. iyi ki varsınız. çok teşekkür ederim...

27 Ocak 2013 Pazar

yeniyıl kartlarım - 2 ♥♥♥

gecikmeli bir post oldu ama ancak sıra geldi... birazsoylebirazboyle.blogspot.com'un düzenlediği yılbaşı etkinliği kapsamında elime son ulaşan kartlar için aşağıdaki arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunarım:
cumbada ve A-H; benden birer kart alacaklısınız... iyi pazarlar

12 Ocak 2013 Cumartesi

çekiliş sonuçlandı !!!

merhabalar;
çekiliş için belirlenen süre dün dolduğundan bugün artık şanslı ismi açıklayabilirim.
 çekiliş postunun altına 11 kişi yorum bırakmış. random.org ile yaptığım seçmeye göre kitap hediyesini kazanan.....
dördüncü yorumun sahibi bifincankahve! 
gün içerisinde hangi Maalouf kitabını arzu ettiğini öğrenmek için kendisi ile iletişime geçeceğim.

iyi haftasonları!




2 Ocak 2013 Çarşamba

kitap çekilişime buyrunuz!

blogumun 100. takipçisi şerefine ben de bir çekiliş düzenlemek istiyorum. çekilişten ismi çıkan takipçiye Amin Maalouf'un dilediği bir kitabını göndereceğim. şart şurt yok, tek yapılması gereken bu postun altına katılmak istediğinizi belirten bir yorum ile birlikte iletişim bilgilerinizi bırakmanız. blogunuz varsa ve adresini yazarsanız (eğer henüz değilsem) blogunuzdan haberdar olmamı sağlar ve çok sevinirim.

çekiliş 11 Ocak'ta son bulsun ... herkese bol şans! (15inden 11ine aldım, sabredemiyorum:)

30 Aralık 2012 Pazar

♥♥♥kartpostallarım♥♥♥

anne evi bambaşka rahat ettiği bir yer insanın... yediğin önünde, yemediğin arkanda; sürekli seni mutlu etmek için etrafında dört dönen ve çabalayan bir kadın... canım annem. şimdi dışarıdan geldi, dayanamamış yine, bir çam ağacı almış, süsledik birlikte az önce.

elime ulaşan kartlar için gönderen blogger arkadaşlarıma çooook teşekkür ederim, hepsi birbirinden güzel bu kartlar beni hem çok sevindirdi, hem de henüz giremediğim yılbaşı havasına girmeme yardımcı oldu :)

23 Aralık 2012 Pazar

yeni bir gelirken

yeniyıla sayılı günler kala blogum da yeniyıl furyasından nasibini aldı. noel babalar bir müddet arka fonumda nöbet bekleyecekler :) 
güzel bir pazar gününde evde yavaş ilerleyen Virginia Woolf'umu okumaya devam ediyorum.
birazdan da kartpostalları istanbul'daki evime ulaşan ama henüz benim göremediğim üç blogger arkadaşıma iade-i kartpostal yazacağım. onlar kim mi işte liste:

19 Mayıs 2012 Cumartesi

blogspot yayınlarına fotoğraf ekleyememe

bu bir şaka olmalı... haftalardır bu dertten muzdaribim. yayınıma bir fotoğraf eklemeye kalkınca blospot fotoğrafları eğiyor büğüyor bir hallere sokuyor. mozilla kullanıyorum, explorerla da denedim, orada durum daha da beter, "explorer desteklemiyoruz artık; google chroma geçin"  diyor. nedir bu dayatmalar anlamış değilim. sorun tarayıcıdan mı kaynaklanıyor onu da çözebilmiş değilim. bir bilen varsa fikir beyan etsin lütfen...  aşağıdaki gibi saçma görüntüler ortaya çıkıyor fotoğraf yüklerken:



14 Nisan 2012 Cumartesi

blogumu çok özledim

bir yıldır yazamadım ama artık inşallah yakın zamanda geri dönüyorum... yeni bir şehirde yeni başladığım hayatımı biraz yoluna koyar koymaz inşallah buralarda olmayı istiyorum. şu bileğimdeki alçı haftaya bir çıksın da :) blogda biraz değişiklikler yaptım, umarım hoş olmuştur. piktobet uzun zaman önce "artık bir header yap" demişti, onun tavsiyesine uydum. umarım hoş olmuştur.

4 Ocak 2011 Salı

anket sonuçları

sayfanın sağ tarafında yaklaşık elli gün önce açtığım anket yeni yıl ile birlikte son buldu. "kalan gün sayısı" resmen gözümün önünde eridi gitti. vakit çok çabuk geçiyor. katılanlara çok teşekkür ediyorum. sonuçlardan -bir kişiyi saymazsak eğer- blogun tasarımının genel olarak güzel bulunduğu sonucu çıkıyor ki bu beni çok mutlu etti. bu ilk blogum olduğu için her detayı titizlikle oluşturduğumu söyleyebilirim. tabii ki hala bazı eklemek istediğim şeyler ve eksiklikler var ama zamanla onları da hallederim diye umuyorum.

şu sıralar iki arkadaşımla beraber henüz açtığımız bir diğer blogla da biraz haşır neşirim. blogumuz oldukça yeni, daha üç günlük. insan içine çıkabilecek duruma geldiğinde siteye bir link koymayı düşünüyorum. he bir de tabi tezimle meşgulüm o da oldukça fazla vaktimi alıyor. umarım 2011 yılında da buradan güzel şeyler paylaşmaya devam edecek motivasyonu bulurum.

sevgiler.

7 Ekim 2010 Perşembe

blogun ismi cismi

Blog açma düşüncesi aklıma ilk düştüğü an, bir çok soruyu da beraberinde getirdi. Bir kere bloğun adı ne olacaktı, nasıl bir tasarım yapmalıydım, nelerden bahsedecektim, bloğumla ilgilenecek yeterli vakti bulabilecek miydim vb. Üstelik HTML koddan falan da hiç anlamıyordum. Tam bir çıkmazdıaydı yani bu iş.
Blogun ilk dizaynı gerçekten de içler acısıydı. Bu işten hiç anlamadığımı, serde zevksizin teki olduğumu üzülerek fark ettim. İsim konusu ise tam bir muamma idi. Öyle bir isim bulmalıydım ki, blogla özdeşleşmeliydi, içeriğe uymalıydı, akılda kalıcı olmalıydı (tabii kriterleri böyle acımasızca belirleyince isim bulmak bir o kadar zor hale gelmişti) Kimi zaman Türkçe dışında dillerde yazmayı da planladığım için belki de İngilizce bir ad seçmeliydim. Almanların sevdiğim bir lafı geldi o an aklıma: "Her yeni başlangıç zordur". Kendi kendime "denemekten ne çıkar, haydi rastgele" diyip kolları sıvayalıberi burada çok şeyler değişti.
İsim konusunda kendime biraz vakit tanıdım, aklıma geldikçe düşündüm ama açıkçası kendiliğinden geleceğine inanıyordum, bekledim. Blogu açarken aklımdaki esas düşüncelerden biri, şöyle gönlümce ilgimi çeken şeyleri paylaşabileceğim, içimi dökebileceğim, nacizane fikirlerimi dışa vurabileceğim bir platform oluşturmaktı. Okunma kaygısı gütmeksizin bir şeyler karalama isteği yani.Yazmak benim için bir  nevi terapi ve rahatlama vesilesi olduğundan "chillroom" kısmı yavaş yavaş belirmeye başladı, doğru hatırlıyorsam başka biri tarafından kullanılıyordu, yanına bir sayı eklemek aklıma gelen ilk çözüm oldu. Peki kaç olsaydı bu sayı? Sayıların anlamı hakkında biraz araştırma yaparkan, kaprekar numbers diye bir fenomen ilgimi çekti. Akılda (en azından benimkinde) kalıcı olması için kaprekar bir sayı olan 99'u seçtim. Kaprekar sayılar şu şekilde tanımlanmış: kaprekar bir sayının karesini alıp, rakamlarını toplarsanız, sayının kendisine ulaşılıyor. bir örnekle açıklamak gerekirse: 9'un karesi 81, 8+1=9. İlk bir kaçı şunlar: 1, 9, 45, 55, 99, 297, 703, ... muhtemelen adamın birinin  canı çok sıkılmış ve böyle bir şey bulmuş :) 
Böylelikle blog bir isme kavuşmuş oldu. Sıra diğer görsel öğeleri oluşturmaya geldiğinde, gerçekten bu iş için saatler harcamam gerekti. Bir türlü kafama yatan orijinal bir tasarım bulamıyordum. İsmi gereği kafamda kırmızı ile tonları vardı. En nihayetinde kimin tarafından çekildiğini bulamadığım bir fotoğrafa rast geldim ve evet, bu güzel bir başlangıçtı. Tahminimce fotoğraf Amsterdam Red Light Street'te bir genelevin vitrininin içerisinden çekilmiş. Malum, Red Light'ta vitrinde bayanın kendisi segilendiğinden, bu hanımefendi de, bir taburenin üzerinde oturmuş sanki makyajını tazeliyor. Fotoğrafın sağındaki radyatör benzeri şeyin üzerindeki pet şişe beni bir anda gerçek dünyaya döndürüyor fotoğrafa bakarken. Hayat kadınları da su içer normal olarak, değil mi?
Site için biraz da HTML'den anlamak gerekiyordu sanki, şöyle sayfa düzeni, punto büyüklüğü gibi şeyler için. Üniversitede biraz programlama görmüştük, o kadar da zor değildir canım herhalde şeklinde bir motivasyon ve çaba ile bunları da istediğim şekle sokmayı başardım. Şimdi artık sadece içerik eksikti. İncelediğim diğer bloglarda blog sahiplerinin 200-300 civarı yayınları vardı, bir an ümitsizliğe kapıldıysam da , kendimi herşeyin önce ufak bir adım ile başlayıp zamanla büyüyeceği yönünde telkin edip, ürkek ama kararlı adımlarla klavyenin başına geçtim. 
Bugün ilk defa, blogu açtıktan günler sonra bir yakın arkadaşıma  (Selin) bloğumdan bahsetme cesaretini gösterdim. Selin'in yüreklendirici yorumları ile mutlu oldum ve biricik bloğumla içten içe gurur duydum. Kendisine de hemen misafir yazarlık teklitf ettim, umarım beni kırmaz ve buraya bir şeyler çiziktirir. Nedense içimden bir his Selin'de büyük bir potansiyel olduğunu söylüyor...

edit: Dün aynı gün içerisinde arka arkaya en sevdiğim üç arkadaşımla görüştüm (çok sevinçliyim). Gecenin kapanışını canım arkadaşım grenzgænger ile yine sadece kuş sütünün eksik olduğu bir ortamda yaptık. İki kova burcu yanyana gelince, muhabbet bir noktada haliyle "Ne yaparız da kendimizi biraz daha geliştiririz"e'geldi. Sevgili grenzgænger bana okumakta olduğu bir kitaptan bahsetti, ben de ona blogumdan söz ettim. Hemen o an bir fikir ürettik, aynı kitaptan ben de alacaktım, kitabı bölüm bölüm okuyup tartışacaktık, ben de fırsat bulabilirsem paylaşımlarımızı buraya biraz kenarından köşesinden aktaracaktım (sonuncu fikri ben kendi kendime ürettim). Bunları "blogun ismi cismi" yazısına neden mi ekliyorum, çünkü grenzgænger blogumun adı ile dalga geçti arkadaş :( Ne biçim dram bir isimmiş, hadi chillroom iyiymiş ama 99 ne oluyormuş öyle chatroom rumuzu gibiymiş, chillroomu bir başkası aldığı için 99 yazdığım çok belli oluyormuş (ki kendisine bunu zaten bloga yazdığımı söyledim) vs... Çok üzüldüm dostlar. Grenzgænger acayip ince eleyip sık dokuyan, mükemmeliyetçi, yapmak istediği şeyi o kadar kusursuz yapmak istemek ki, kusursuzluktan tırsıp o işe başlayamama gibi özellikleri bir kombi paket olarak barındırdığından, düşüncesini objektif bir gözle değerlendirince, dost acı söyler deyip, biraz da Grenzgænger'in dilinden kurtulmak için blogun ismini değiştirme kararı aldım. Eve gelip biraz daha kafa patlattıktan sonra "chillroam"'da karar kıldım. Chill kısmı daha önce belirttiğim sebeplerden dolayı muhafaza edildi, "room" kısmını hem blogda zaman zaman gezilerimden söz ettiğim hem de sözlük anlamı hoşuma gittiği için "roam" olarak değiştirdim. Oxford wordpower sözlüğünde anlam şu şekilde verilmiş:
roam: (v)to walk or travel with no particular plan or aim.
Sevgilerle.

blog sahibi olmak

Blog sahibi olmak düşündüğümden daha da zormuş. Bir kere insanın üzerine bir nevi sorumluluk duygusu biniveriyor (ya da en azından bana öyle oldu). Sonra gün içerisinde sağda solda ilginç şeyler görünce bunları hemen bloga aktarmak için yanıp tutuşmaya başlıyorum ama ne yazık ki insanın buna her an vakit olamayabiliyor. Bu da biraz huzursuz ediyor beni açıkçası. İlginç de bir yol tutturdum kendi aklımca. Burada neler hakkında yazmak istediğimden bahsederek kendi kendime bir çeşit emrivaki yapıyorum . Bunlardan birine örnek teşkil etmesi açısından: Bir kaç gün sonra Türkiye'ye gideceğim, iki sene önce bir 10 Ekim günü ayrılmıştım güzel şehrimden, şimdi yine bir 10 Ekim'de şehrimi görmeye gidiyorum. Yeni de bir projem var: "Son iki yılımı kapsayan bir Almanak yazmak" Hoş, almanaklar -bildiğim kadarı ile- genelde bir yılı kapsar ama benimki de iki yıllık oluversin.
Karakterim gereği, başladığım işleri bitirme eğilimindeyimdir, bir de bazen o kadar ince eleyip sık dokuyorum ki, elimdeki iş bitmek bilmiyor. Biraz ukalaca olacak belki ama altına imzamı attığım birşeyin içime sinmemesi en nefret ettiğim şeylerden biri. İyi veya kötü olması o kadar önemli değil de işte eğer içime sinmezse hiç olmasın daha iyi diyorum. Böyle olunca tabi, yani insan kendine (kendi gözünde) kusursuz birşeyi (kusursuz birşey olmaz ya neyse) hedef olarak koyunca, o işe başlamak bile başlı başına bir mesela haline geilyor. Hal böyle olunca, birçok şeyler erteleniyor da erteleniyor. Ama ben bugün bunların aksini ispat edecek birşey yaptım! Uzun zamandır bir defter sahibi olmak istiyordum ve bugün bunu başardım. Bir defter almaktan aciz biri olduğum sanılmasın, deftere yazılacaklar yüzünden kolay değildi almak. Bendeniz öyle pek bir sefa pezevengi karaktere sahip değilimdir, hatta şöyle bir yayılıp rahatladığımı hissedince paniğe bile kapılırım. Bu durumun saçmalığını fark ettiğim günden beri, hayatın içindeki detayları ve güzellikleri yakalamayı kendime vazife edindim. (Bu durumu fark etmemde grenzgængerin yadsınamaz bir katkısı vardır) O gün bugündür sağda solda gördüğüm güzel şeyleri, aklıma gelen ilginç fikirleri, hayatta ölmeden mutlaka yapmak istediğim atraksiyonları falan yazma ihtiyacı duyuyorum. En silik mürekkep bile en keskin hafızadan iyi olduğundan (zannedersem bi Çin özdeyişi) bütün bunları yazmam gerekiyordu. Böylelikle hedeflerim iyice somutlaşacak, üzerlerinde çalışmam ve düşünmem kolaylaşacak hatta bazıların ne kadar gerçekten istediğimi -hatta belki de zamanla artık istemediğimi-irdeleme fırsatı yakalayabilecektim. Bugün işte bunu başardım! Artık saçmasapan şeyler çiziktirdiğim bir defterim var!
Sona yaklaşırken yukarıdaki fotoğrafı tanıtmak isterim. Fotoğrafta; geçtiğimiz yıl noelde Berlin Alexanderplatz'da fakültenin yılbaşı kutlaması sonrasında trene binmeye giderken fotoğraflama imkanı bulduğum bir dükkanın vitrini görülmekte. Renki şeyler çok seviyorum, bu vitrindeki Bong'ları da hemencecik bir fotoğraf karesine sığdırıverdim.....(çok da güzel olmuş he) İyi geceler!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...