tasarım-sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tasarım-sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2012 Salı

keçeden baykuş yaka iğnesi

keçeden baykuş broş
 
bu dünya tatlısı baykuşları keçeden yaptım... bir avuç içinden biraz ufaklar. internette bir sitede gördüğüm modellerden esinlendim (siteyi şimdi bulamadım, istanbul'daki bilgisayardan girmiştim) semih yener'den aldığım renkli keçelerden kestim ve uhu ile yapıştırdım. sonra da iğne iplikle broş iğnesine tutturdum. bunlar benim keçe ile ilk çalışmalarım ve belki bu yüzden çok da güzel olmadılar ama aşırı şirin oldular bence :)  bir gözlerini kırpıyorlar aslında ama onu henüz yapamadan vakit darlığından hediye edildiler bile! üniversiteden çok sevdiğim 3 kız arkadaşım ile haftasonunda buluşmuştuk ve onların yılbaşı hediyesi oldular :)

3 Mayıs 2012 Perşembe

ortak alan kütüphaneleri

sokaklarda kitap okumak! üstelik de kitapların sizi sokakta beklemesi! bugün facebook'ta gördüğüm bu harika fikri paylaşmak istedim... bizde de böyle şeyler olsa demeden edemiyor insan. ama dakikasında tüm kitapları çalarlar ve kitaplık vandalizmden nasibini alır. ne yapacağını bilemez Türk insanı böyle şeylerle. daha yürüyecek çok yolumuz var. yine de dünyanın bir yerlerinde böyle şeyler olduğunu bilmek çok güzel. bir ara bookcrossing başlatmışlardı bizde de ama sanırım pek tutmadı. tutsa şaşardım zaten. kızdım şimdi :)




25 Kasım 2010 Perşembe

The Lab - David Edwards

David Edwards Harvard Universitesi'nde "Practice of Biomedical Engineering" profesörü ve Paris'deki a Le Laboratoire'ın ve Idea Translation Lab'ın kurucu yöneticisi.
Bir tasarımcı, yazar ve eğitimci. Çalışmaları arasında bulaşıcı hastalıkları yeni yöntemlerle tedavi etmek, ortamın havasını temizleyen bitki, aşıların ve hapların inhale yolu ile alınabildiği vazolar (!), yenilebilir şişeler gibi, özetle sanat ve tasarım sayesinde dönüştürülmüş yeni fikirler var. (Zannedersem bir adet de çikolata koklayalım şeklinde muhtemelen obeziteye savaş açacağı buluşu var ki hiç beğenmedim, öyle şey mi olur ya) Zaten sayfasında buluşlarını "fikirler" olarak adlandırıyor. Öğrencileri ile birlikte, kanıksadığımız obje, düşünce ve uygulamaları diğer bir deyişle yadırgamadığımız şeyleri sorgulayıp, yaratıcılığı devreye sokarak bir şeyleri daha iyi hale getirme çabası içindeler.
Harvard Üniversitesi Yayınları'ndan sağda kapağını gördüğünüz kitabı daha yeni çıkmış.

11 Kasım 2010 Perşembe

things organized neatly

Ton, sitesinde muntazaman düzenlenmiş görsellere yer veriyor. Batman'liye dikkat, hepsi gerçekten de birbirinden farklı, şaşı oldum farkları bulmaya çalışırken. Bir de o kitaplıklı koltuktan istiyorum.







7 Kasım 2010 Pazar

37 posters

Jerod Gibson birbirinden harika filmler için birbirinden harika afişler hazırlamış. Biraz zamanınızı ayırıp teker teker inceleyin derim ben, zira hepsi birer yaratıcılık ve tasarım şaheseri. (Dikkat: Afişler spoiler içeriyor!)
İnternet sitesi için buraya, diğer eserlerinin görülebileceği Behance Network profili için buraya tıklayan pişman olmaz bence. En çok Hangover'ı tuttum. 37 demiş ama henüz o kadar yok, hala çiziyor herhalde.







5 Kasım 2010 Cuma

lamba tasarımları

Gilles Eichenbaum bizim eski püskü diye yüzüne bile bakmayacağımız şeylerden harika lambalar tasarlamış. Malzeme olarak  çaydanlıklar başta olmak üzere (ya da su kaynatıcı diyelim adam ecnebi) tost makinesinden radyoya, kesme tahtasından faraşa kadar birçok farklı şey kullanmış . Sitesi buradan görülebilir ama İngilizce değil.



4 Kasım 2010 Perşembe

Greg Haberny

Çok renkli ve karmaşık şeyleri ezelden beri severim. Greg Haberny bizler için tasarlamış. Eğer bir internet sitesi varsa ben bulamadım, ama kendisini anlattığa bir yazıya buradan ve özgeçmişine ise buradan ulaşılabilir.

24 Ekim 2010 Pazar

kadınlar dikkat!-ayakkabı

Michael, Jodie and Mike tutup Avustralyada Shoes of Pray diye bir ayakkabı firması kurmuşlar. Firmanın internet sitesine girip gönlünüzce istediğiniz tip ayakkabıyı tasarlıyorsunuz, onlar da sizin için üretiyor. Hayal gibi değil mi :) Böylelikle belki de kendiniz ile özdeşleşen butik bir ayakkabı tasarlayabilir ve ortada gerim gerim gerinerek bunun sizin dizaynınız olduğunu söyleyebilirsiniz. Bu işi Türkiye'ye getirsem tutar mı acaba?


typewriter art-daktilo ile resimler

Yirmiyedi yaşındaki İngiliz sanatçı Keira Rathborn sanatında teknoloji hariç herşeyin sınırlarını zorluyor. Bence Allah vergisi yeteneğini keşfedebilmiş insanlardan biri. Bildiğimiz eski model daktilosu ile harfleri ve noktalama işaretlerini kullanarak resimler yapıyor.Sitesi buradan görülebilir.







mayından tasarımlar

1959 Estonya-Tartu doğumlu sanatçı Mati Karmin, deniz mayınından hazırladığı ilginç tasarımlar ile ülkesinde hatrı sayılır bir üne kavuşmuş. Gardrop ve yatak fikirlerini doğrusu biraz garipsesem de, bar dolabı ve şömine fikirlerini tuttum. Buradan sanatçının sayfasına girip tüm tasarımlarına göz atabilir, ya da benim aşağıya eklediğim fotoğraflarla yetinebilirsiniz :)

22 Ekim 2010 Cuma

sakızın kısa tarihi

Kobi Levi imzalı bir dizayn
Geçenlerde Alan ile yaptığımız bir gezi esnasında, kendimizi bir anda Alan'ın çok sakız çiğnemesinden dolayı "acaba sakızı kim icad etti, birincil amaç kötü ağız kokularına karşı savaş vemek miydi, yoksa bir başka ürünün üretimi sırasında tesadüfen mi bulundu..?" sorularına cevap ararken bulduk (bize neyse!). Merakımı gidermek için şöyle internette kısa bir araştırma yaptım, karşıma çıkanları da bloga aktarayım dedim. 
"Sakızın kim tarafından bulunduğunu söylemek oldukça zor olsa da sakız çiğnemenin çok eski bir gelenek olduğu süphe götürmez bir gerçek-miş. İsveçli bilim adamları bir kazı esnasında kemiklerin ve elma artıklarının yanında  tahminen 9000 yıllık kurumuş bir de sakız bulmuşlar. Eski zamanlarda insanlar kayın ağacından elde ettikleri yapışkan bir maddeyi çiğnerlermiş. Eski insanın çiğnediği sakız ile bugün bakkaldan satın aldığımız sakız birbirinden çok farklı da olsa, bir ortak özellikleri var. İkisi de doğal lastiklerden ve ağaç özlerinden (ağaçların kendi yaralarını iyileştirmek için salgıladığı sıcaklık ve yaş gibi etkenlerle sıvı veya katı formlarda bulunun reçinesi) üretiliyorlar.

Milattan sonraki ilk yüzyıllarda büyük yunan fizikçisi ve botanikçisi Dios Corriedis "De Materia Medica" isimli kitabında "Mastik çiğneme"'den bahsetmiş. Mastix Yunanca'da çiğnemek anlamına geliyor-muş. Yine kazılardan birinde çıkan sonuç, Sapodilla agacının salğıladığı sütten ilk sakızı yapanların Maya'lar olduğu yönünde (zaten bir taşın altından da çıkmasınlar).  Bir metre ene ve kırk metre kadar yüksekliğe ulaşabilen Sapodilla ağacı (Türkçe'de bu ağaca ne dendiğini bir botanikçiden öğrenmem gerek) tropik yağmur ormanlarının nemli ılıman ikliminde yetişiyor ve 6-8 yıl "sağılabiliyor"muş.    Sakız çiğneme alışkanlığı ise bize muhtemelen Kızılderililer'den geçmiş. Cenovalı denizci ve kaşif Kristof Kolomb (1451-1506) araştırma gezilerinden birinde, bu maddeden büyük bir topağı beraberinde getirmiş. 1848 yılında ise John Curtis adında bir denizci, sakıza aroma katmayı ve büyük ölçekte üretip satmayı akıl etmiş. Curtis o kadar başarılı olmuş ki, kısa süre sonra 200 kişinin çalıştığı bir fabrikanın sahibi oluvermiş. Hammadenin ağaçlarla sınırlı olması, Curtis'i yeni bir hammadde arayışına itmiş ve hampetrolden elde edilen parafinden üretilen ilk yapay sakızlar bu noktada Sapodilla ağacından üretilenlere bir alternatif olarak pazardaki yerini almış.

Üçüncü isim olarak bu işin batılı temsilcilerinden Thomas Adams karşımıza çıkıyor. Adams'ın hikayesi benim "yan ürün" tezimi doğrular nitelikte. 1869'da Sapodilla ağacının reçinesini volkanize edip bisiklet tekeri ve türevlerini üretmeye çalıştığı başarısız denemelerinin sonucunda elde ettiği biçimsiz lastik topağı ile ne yapacağını düşünürken iyi bir fikir olup olmadığını denemek için küçük parçalara ayırıp yandaki lokalde satışa çıkardığında, ilk günden bu kadar büyük taleple karşılaşacağını hesaba katmamıştı herhalde. Bugün Amerika'daki en ünlü sakız üreticilerinden Warner Lambert Company'in hikayesinin nasıl başladığını biliyorsunuz artık.

Biraz daha ilerki yıllarda Amerika'nın bir diğer ünlü markasıWrigley's karşımıza çıkıyor. William Wrighley Senior beyefendiler, Philadelphia'da sabun üretmekle meşgul iken, oğlu "Ben okumayacağım baba, beni bayıyor, kendi sakız fabrikamı kuracağım" deyince, babasından enseye bir tokat yemiş midir bilinmez ama, dünyaya bir pazarlama dehası olduğunu kanıtlaması uzun sürmemiş. 1890'da kendi sakız fabrikasını açan oğul, 1893'de iyi reklamın meyvelerini tüm dünyada toplamakta iken, babasının gururla oğlunun başını okşadığını görür gibiyim.

1928'de bu sefer -çocukluk dönemimde şahsen benim de büyük bir keyifle şişirdiğim- Bubble Gum- bu kez piyasada boy göstermeye başlar. Walter Diemer, kimyadan hiç anlamayan bir muhasebeci olsa da, sakız ile deneyler yapmaya bayılırmış. Deneylerden birinde, belirli renk maddelerini katarak sakızın elastikiyetinin artırılabileceğini bulmuş ve Bubble Gum ortaya çıkmış.

Günümüzün modern insanı tabii olarak sakızın fizyolojik etkilerini araştırmaya koyulunca,  1939'da Kolombiya Üniversitesi profesörlerinden Hollingworth, sakız çiğnemenin sadece rahatlatıcı bir etkiye sahip olmadığının, aynı zamanda konsantrasyonu artırdığını ortaya atınca, ikinci dünya savaşı sırasında Amerikan askerlerinin cephede kah gönüllü kah zorunlu yoldaşı belli olmuştur artık. 
1950'li yıllarda piyasaya şekersiz sakızlar çıkarken, günümüzde artık diş bakımı yapanından, çeşit çeşit aromalısına kadar birçok çeşidine ulaşmak mümkün. 

Bilgi aktarma kısmının sonuna geldim ama ben hala sakız bulayım diyen ilk bünyenin ne amaçladığını bulabilmiş değilim. Yani Alan'a verecek pek de tatminkar bir cevabım yok. Yine bir yerlerde gözüme birşeyler çarparsa, buraya eklerim diyerekten yazıma son vereyim artık. Kaçtım.

hamiş: Aşağıda Simone Decker'in "Chewing in Venice" çalışması kapsamında Venedik sokaklarında sakız ile yaptığı sanat eserlerini görmek mümkün. Sanatçının web sayfası ve diğer çalışmaları buradan görülebilir.











Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...