hayatın bana davranma şeklinden dolayı kontrol manyağı, kaygı dolu, ayaklı mantık bir insan oldum.
en son ne zaman şöyle aklımda hiçbir endişe olmaksızın ve şu stresten kasılmış omuzlarım gevşemiş bir şekilde rahatladım?
inan düşündüm bulamadım. ben canımın istediğini hiç yapamadım.
şurada stresle başaçıkmanın yolları var diyolağğ.
23 Ocak 2011 Pazar
The Notebook
benim bu aralar ya psikolojik sorunlarım var ya da yaşlanıyorum. izlediğim her duygusal filmden sonra hüngür şakır ağlamamın sebebini bunlardan biri gibi geliyor. (yalnızlık değildir canım , yok yok)
The Notebook'u dün gece izleyip bir güzel şöyle hıçkırarak ağlayıp yattım, sabah kalktığımda Guinness'ten gözlemci çağırmış olsaydım "dünyanın en şiş gözlerle uyanan kişisi" rekoru ile kitapta yerimi almıştım kesin.
filmde onyedi yaşında zengin bir ailenin kızı olan Allie ile ona deliler gibi vurulup aşkını kazanmaya çalışan taşralı çocuğun hikayesini izliyoruz. yönetmen sınıf ayrılığının aşk üzerindeki etkilerini işleyedursun, biz arka planda bu harika aşk hikayesinin tadını çıkarıyoruz. filmin sonunu filmin ortalarında öğreniyoruz ama bu hiç de rahatsız edici olmuyor zira film bize aslında ikincil bir sonu merak ettiriyor.
son sahnesine değin incelikle işlenmiş bir baş yapıt. mutlaka izleyin derim. erkeklerin de sıkılmadan izleyeceği bir film olduğunu düşünüyorum. Allie rolünü canlandıran Rachel McAdams film çekilirken yirmi yedi yaşındaymış ama bence on yedilik esaskız rolünün altından başarıyla kalkmış, hatta oyunculuk kariyerinin zirvesi bence bu filmdir. erkek olsam ben o şahane gülümsemesine aşık olurdum.
The Notebook'u dün gece izleyip bir güzel şöyle hıçkırarak ağlayıp yattım, sabah kalktığımda Guinness'ten gözlemci çağırmış olsaydım "dünyanın en şiş gözlerle uyanan kişisi" rekoru ile kitapta yerimi almıştım kesin.
filmde onyedi yaşında zengin bir ailenin kızı olan Allie ile ona deliler gibi vurulup aşkını kazanmaya çalışan taşralı çocuğun hikayesini izliyoruz. yönetmen sınıf ayrılığının aşk üzerindeki etkilerini işleyedursun, biz arka planda bu harika aşk hikayesinin tadını çıkarıyoruz. filmin sonunu filmin ortalarında öğreniyoruz ama bu hiç de rahatsız edici olmuyor zira film bize aslında ikincil bir sonu merak ettiriyor.
son sahnesine değin incelikle işlenmiş bir baş yapıt. mutlaka izleyin derim. erkeklerin de sıkılmadan izleyeceği bir film olduğunu düşünüyorum. Allie rolünü canlandıran Rachel McAdams film çekilirken yirmi yedi yaşındaymış ama bence on yedilik esaskız rolünün altından başarıyla kalkmış, hatta oyunculuk kariyerinin zirvesi bence bu filmdir. erkek olsam ben o şahane gülümsemesine aşık olurdum.
bal-süt-yumurta üçlemesi
Çekiliş sırası Yumurta, Süt, Bal şeklinde de olsa, sanırım 60. Berlin Film Festivali’nde hem ‘Altın Ayı’yı, hem de Bağımsız jüri birincilik ödülüne ve 17. Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde en iyi film ödülüne layk görüldüğünden olsa gerek ilk Bal'dan haberdar oldum ve Semih Kaplanoğlu'nun bu üçlemesini ben ters sıradan izledim. Bir anlamda birbirinin devamı olan bu üçlemenin bence de en iyi filmi gerçekten Bal olmuş. Bir filmden yıllardır bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum.
Bal'da Karadeniz'de başlayan arıcı bir baba, anne ve yumuşak başlı dünya tatlısı küçük oğul Yusuf'tan müteşekkil çekirdek ailenin hikayesi, Süt'te ergen Yusuf ile (yanılmıyorsam) Tire'de devam edip, Yumurta'da bu sefer Nejat İşler'in canlandırdığı -bence- otuzlu yaşlardaki Yusuf'un etrafında dönen olaylar ile son buluyor. Gösterime giriş sırası göz önüne alındığında, Yumurta ile başlayan merakımız, Süt'le devam edip, Bal ile anlamlanıyor. Bununla birlikte tüm sorulara cevap alabildiğimi ve karakterlerin iç dünyalarını tamamen anlayabildiğimi söyleyemeceğim. Süt ve Yumurta'da beni yer yer sıkan uzunluktaki sahneler, nedense Bal'da da var olmasına karşın rahatsızlık verici değildi, ustalıkla filme yedirilmişti bence. Hatta hiçbir şey olmuyor gibi gözüken ama aslında beni iliklerime kadar dramla dolduran o durağan sahnelerde ekrana bakarken, kendi iç dünyama doğru bir seyahete çıktığımı hatırlıyorum.
Bal beni gerçekten derinden sarstı. Yine ve yeniden hayattaki kaygılarımın ne kadar boş ve anlamsız olduğunu fark etmemi sağladı. Bir kere daha, basitilikteki huzuru yaşayabileceğim bir orman evinde/bir sahil kasabasında yaşama hayalimi körükledi. Nasıl hayatlar ve nasıl dünyalar var... keşke bunu her an kendime hatırlatabilsem.
Süt'ü ve Yumurta'yı izleyip izlememek size kalmış ama Bal'ı kaçırmayın derim. Küçük Yusuf'u (Bora Altaş) sizin de benim kadar seveceğinize eminim. Bir de röportaj vermiş :) buradan izlenebilir.
hamiş: 83. Oscar Ödülleri'nde 'En İyi Yabancı Film' dalında ön elemeyi geçen dokuz film belli olmuş, aday adayı 'Bal' bu dokuz film arasına kalamış. Pis jüri.
ikinci hamiş: Süt'te genç bir oyuncu karşımıza çıkıyor. Aksanından dolayı "acaba Almancı falan mı bu çocuk yahu? diye düşünmüştüm ama değilmiş. Şuradan kendisi ile yapılmış bir röportaja ulaşabilirsiniz. Hatta İspanya'dan ödüllüymüş.
21 Ocak 2011 Cuma
intiharın genel provası
serhat kılıç'a karşı duygular biriktirdiğimden henüz görmediğim ama şahane olduğundan zerre şüphe duymadığım intiharın genel provası adlı bir oyunun varlığından sizleri haberdar edeyim dedim. üsküdar kerem yılmazer sahnesi'nde şu kadro tarafından bekleniyorsunuz: BENNU YILDIRIMLAR, BORA SEÇKIN, İBRAHIM CAN ve tabii ki SERHAT KILIÇ.
Tanıtım yazısından: [Her şeyini kaybetmiş olan mutsuz bir adam, Tuna köprüsüne gelerek intihar etmek ister. Adam tam atlamak üzereyken, birtakım insanlar tarafından durdurulur ve yeni bir hayata başlayacağı için sevinir. Yapacağı iş görüşmesiyle hayatı kurtulacak, bütün borçlarını ödeyecektir. Fakat bir süre sonra kendisine bir 'oyun' oynandığını anladığında, iş işten geçmiştir. Tekrar intihar etmek üzere köprüye gelir. İlk anda, `hayatta daha kötüsü ne olabilir'? diye düşünürken, akıl almaz olaylar yaşamış, bu kez ruhunu da kaybetmiştir.]
Tanıtım yazısından: [Her şeyini kaybetmiş olan mutsuz bir adam, Tuna köprüsüne gelerek intihar etmek ister. Adam tam atlamak üzereyken, birtakım insanlar tarafından durdurulur ve yeni bir hayata başlayacağı için sevinir. Yapacağı iş görüşmesiyle hayatı kurtulacak, bütün borçlarını ödeyecektir. Fakat bir süre sonra kendisine bir 'oyun' oynandığını anladığında, iş işten geçmiştir. Tekrar intihar etmek üzere köprüye gelir. İlk anda, `hayatta daha kötüsü ne olabilir'? diye düşünürken, akıl almaz olaylar yaşamış, bu kez ruhunu da kaybetmiştir.]
kultursanat.org
A.Ş. oluşundan her ne rahatsız da olsam, sıklıkla güzel etkinliklere rastlayabileceğiniz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.'yi hatırlatmak isterim.
Aylık bültenlerinin kapaklarındaki ilüstrasyonları çok beğeniyorum, özenle hazırlandığı hissiyatı veriyor bana. Ocak ayında nerede ne görebilirsiniz diye merak ediyorsanız buradan buyurunuz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



