şubat ayında sipariş verdiğim kitaplarım ulaştı... kitapyurdu'ndan gerçekten çok memnunum. aradığım tüm kitapları bulabiliyorum, hem de birçok kitapta en ucuz fiyat bu sitede. 4-5 gün içerisinde de siparişim elimde oluyor... yeni gelen bu kitaplarımın da eklenmesi ile birlikte evdeki okunmayı bekleyenler kulem iyice yükseldi... bir ucundan da eritmeye çalışıyorum ama pek başarılı olduğum söylenemez...
mart ayı kotam için tavsiyeleriniz ile beni sevindirebilirsiniz.
21 Şubat 2013 Perşembe
17 Şubat 2013 Pazar
kendini herkese sevdiremiyormuşsun
"insan kendini herkese sevdiremez, öyle bir çaba içerisinde de olmaması gerekir zaten" diyor okuduğum son kişisel gelişim kitapları... çok da doğru ama işte yine de birilerinin (ki bunlar aslında bizim için çok da önem teşkil etmeyen kişiler bile olsa) sizden pek hazetmediğini alenen anladığınızda ilkten o kafaya bağlanmak mümkün olmuyor. biraz kızıp, bozuluyor insan açıkçası.
bugün başıma böyle bir olay geldi. detaylara girip dert yanıcı moduna girmek istemiyorum (hoş, blog benim blogum istersem de girerim ama sürekli söylenen bir insan modundan çıkma çalışmalarıma ters düşen bir hareket olur zaten). neyse efendim, düşündüm, taşındım, okuduğum kitaplarda yazan bakış açılarını aklıma getirmeye çalıştım, yakın arkadaşlarıma sordum "lan ben kötü biri miyim?" dedim," sallama" dediler. millet blogunda şurada burada böyle "falanca da beni çekemiyor, iş yerinde filanca bana yan baktı, şu bana gıcık, bu beni kıskanıyor" falan diye bahsettikçe anlam veremezdim, "yanlış yorumluyorlardır yahu" der geçerdim ama insanlar bazen diğer insanları (sorsak belki kendilerinin bile somut olarak tanımlayamacağı bazı sebeplerden dolayı) sevmeyebiliyormuş ve ben bunu bu yaşımda öğrendim, yuh olsun bana.
kendi isteğim gereği bir insanı sevmesem bile ona nefret beslememeye çalışırım, en kötü ihtimalle nötr olup ne kokar ne bulaşırım. eğer alenen gerekmiyorsa (mesela dün gece 03:20de birdenbire coşan üst komşularım gibi) ; o kşiye onu sevmediğimi de hissettirmemeye çalışırım ki karşımdaki insan kendini kötü hissetmesin. bilimum doğu felsefelerine düşkün olduğumdan hayatımda pozitif olmayan duygu/düşünce/olay ve kişilerin yer etmesini sevmiyorum. o yüzden de ilkten kendim böyle duyguları beslemeyi reddediyorum.
ama işte durum herkeste aynı olmayabiliyormuş. konuya ilkten kafayı çok taktım, çünkü o kişilere karşı yaptığımı düşündüğüm bariz bir zarar/kötülük yoktu... ama sonra biraz kafamı toplayıp çıkış noktamı buldum gibi oldu sanki. hoş yarın karşılaşınca nasıl bir surat ifadesi takındığımı mümkün olsa da uzaktan izleyebilsem. canım sıkılınca kalktım; bugün fırından aldığım süt pidesi, dün yaptığım acuka ve rendelenmiş kaşar ile çakma pizza yaptım ve mideye indirdim. fotoğrafın altında da kendimce bulduğum düşünce biçimi yer alıyor.
iyi pazarlar ...
"ben sıradan biri, mükemmel değilim, mükemmel olmak zorunda da değilim, öyle bir misyonum yok. insanları rahatsız eden yanlarım illa ki vardır, kimin yok ki? bununla birlikte özünde iyi bir insan olmaya çalışıyorum. beni bu halimle onaylayan ve sevenler benim gerçek arkadaşlarımdır. daha iyi biri olmak için kendi isteğimle çabalıyorum."
bugün başıma böyle bir olay geldi. detaylara girip dert yanıcı moduna girmek istemiyorum (hoş, blog benim blogum istersem de girerim ama sürekli söylenen bir insan modundan çıkma çalışmalarıma ters düşen bir hareket olur zaten). neyse efendim, düşündüm, taşındım, okuduğum kitaplarda yazan bakış açılarını aklıma getirmeye çalıştım, yakın arkadaşlarıma sordum "lan ben kötü biri miyim?" dedim," sallama" dediler. millet blogunda şurada burada böyle "falanca da beni çekemiyor, iş yerinde filanca bana yan baktı, şu bana gıcık, bu beni kıskanıyor" falan diye bahsettikçe anlam veremezdim, "yanlış yorumluyorlardır yahu" der geçerdim ama insanlar bazen diğer insanları (sorsak belki kendilerinin bile somut olarak tanımlayamacağı bazı sebeplerden dolayı) sevmeyebiliyormuş ve ben bunu bu yaşımda öğrendim, yuh olsun bana.
kendi isteğim gereği bir insanı sevmesem bile ona nefret beslememeye çalışırım, en kötü ihtimalle nötr olup ne kokar ne bulaşırım. eğer alenen gerekmiyorsa (mesela dün gece 03:20de birdenbire coşan üst komşularım gibi) ; o kşiye onu sevmediğimi de hissettirmemeye çalışırım ki karşımdaki insan kendini kötü hissetmesin. bilimum doğu felsefelerine düşkün olduğumdan hayatımda pozitif olmayan duygu/düşünce/olay ve kişilerin yer etmesini sevmiyorum. o yüzden de ilkten kendim böyle duyguları beslemeyi reddediyorum.
ama işte durum herkeste aynı olmayabiliyormuş. konuya ilkten kafayı çok taktım, çünkü o kişilere karşı yaptığımı düşündüğüm bariz bir zarar/kötülük yoktu... ama sonra biraz kafamı toplayıp çıkış noktamı buldum gibi oldu sanki. hoş yarın karşılaşınca nasıl bir surat ifadesi takındığımı mümkün olsa da uzaktan izleyebilsem. canım sıkılınca kalktım; bugün fırından aldığım süt pidesi, dün yaptığım acuka ve rendelenmiş kaşar ile çakma pizza yaptım ve mideye indirdim. fotoğrafın altında da kendimce bulduğum düşünce biçimi yer alıyor.
iyi pazarlar ...
![]() |
| çakma pizza |
"ben sıradan biri, mükemmel değilim, mükemmel olmak zorunda da değilim, öyle bir misyonum yok. insanları rahatsız eden yanlarım illa ki vardır, kimin yok ki? bununla birlikte özünde iyi bir insan olmaya çalışıyorum. beni bu halimle onaylayan ve sevenler benim gerçek arkadaşlarımdır. daha iyi biri olmak için kendi isteğimle çabalıyorum."
16 Şubat 2013 Cumartesi
iki kitap hakkında - "Ben O'yum" ve "Dokuz Kutsal Bahçe"
Ben O'yum - Sri Nisargadatta Maharaji
kitapyurdu'nun "parapsikoloji-gizem" kategorisinde gezerken dikkatimi çeken bir kitap oldu. akaşa yayınlarından çıktı ise, muhtemelen içi dolu bir kitaptır diye düşünüyorum "Ben O'yum".alıp almamakta tereddüt ettim, bugün d&r'a gidip bulabilirsem biraz göz gezdirmeyi düşünüyorum. daha önce okumuş olan birileri 2 satırcık yorum bırakabilirlerse yardımı dokunurdu.
şöyle demiş Sri Nisargadatta Maharaj :
"Uygulanacak
birşey yok.Kendini tanımak istiyorsan, kendin ol. Kendin olmak
istiyorsan kendini şu ya da bu olarak hayal etmeyi bırak.Sadece ol.
Kendi gerçek doğan ortaya çıksın. Aramayla aklını bulandırma."
"Kılıfın aşikar olandır. Saklı olan aşikarın içindedir.
kitapyurdu'nun "parapsikoloji-gizem" kategorisinde gezerken dikkatimi çeken bir kitap oldu. akaşa yayınlarından çıktı ise, muhtemelen içi dolu bir kitaptır diye düşünüyorum "Ben O'yum".alıp almamakta tereddüt ettim, bugün d&r'a gidip bulabilirsem biraz göz gezdirmeyi düşünüyorum. daha önce okumuş olan birileri 2 satırcık yorum bırakabilirlerse yardımı dokunurdu.
şöyle demiş Sri Nisargadatta Maharaj :
"Uygulanacak
birşey yok.Kendini tanımak istiyorsan, kendin ol. Kendin olmak
istiyorsan kendini şu ya da bu olarak hayal etmeyi bırak.Sadece ol.
Kendi gerçek doğan ortaya çıksın. Aramayla aklını bulandırma."
Sri Nisargadatta Maharaj
ikinci kitap ise: Dokuz Kutsal Bahçe - Funda Pekkutsal Ceyhan
bugünkü Hürriyet gazetesinde Güzin Abla köşesinde yazarı bir yazısı ile yer almış, böyle haberdar oldum. buna da bir göz atacağım...
arka kapak:
"Kılıfın aşikar olandır. Saklı olan aşikarın içindedir.
Sen de, tıpkı benim gibi, bu beden kılıfı içinde gizli bahçende saklanmaktasın.
Biliyorum ki saklandığın bu bahçenin nerede ve nasıl olduğunu keşfedeceksin.
Yaşam mucizesini deneyimleyenin “Saklı Sen” olduğunu ve gözlerin sahibinin gizli bahçeden baktığını unutma.
Yaz bana..
Seni merak ediyorum.
Haberlerini bekliyorum.
Yeniden görüşeceğiz. Hem de en kısa zamanda..."com
14 Şubat 2013 Perşembe
kuşlar çıldırmış!
bu sabah uyandığımda dün başlayan boğaz ağrım daha da şiddetlenmişti... kafamı yastıktan kaldıramayınca bugün işe gitmemeye karar verdim. müdürümü aradım ve izin istedim. kendisi dünyadaki en kibar müdürdür, "geçmiş olsun, dinlen" dedi.
öğleden sonra arabaya atlayıp rapor almak için sağlık ocağına gittim. açılmasını beklerken arabada oturdum, kapıyı açtım ve güneşin suratıma vurmasına izin verdim... öylesine güzel ısıtıyordu ki... kuşlar ise bu güzel havanın etkisi ile olacak, deliler gibi bağrışıp ötüşüyorlardı, kulaklarıma inanamadım... eve geri geldiğimde evimin karşısındaki bağ evindeki tüm tavus kuşları, horozlar ve kuşlar da aynı şekilde bahçeye dağılmış güneşin ve yazdan kalma bu günün tadını çıkarıyorlardı... bir güneş nelere kadirmiş...
okul bittikten sonra almanya'dan dönmemde türkiye'nin güzel havası büyük bir rol oynadı. berlin'de bir keresinde bilmem kaç gün (73müydü neydi) güneş açmayıp da gri gökyüzüne bakınca kararımı vermiştim...
velhasıl bugün sevgililer günü ve benim sevgililer günü hediyem akut faranjit. bonus olarak da kafam kadar bir antibiyotik hap. her kış bir kere ziyaretime gelir kendisi ve gözüm yollarda kalmıştı açıkçası. öyle ise bana bugün keşfettiğim süt mısırlı cipsim ve ıhlamurum ile evimin keyfini çıkarıp dinlenmek kalıyor...
annemin yeni hediyesi battaniyem altında kitabım "sevmek dokunmaktır"ı bitirip aşırı derecelerden chilling yapma niyetim var...
herkese mutlu sevgililer günleri...
öğleden sonra arabaya atlayıp rapor almak için sağlık ocağına gittim. açılmasını beklerken arabada oturdum, kapıyı açtım ve güneşin suratıma vurmasına izin verdim... öylesine güzel ısıtıyordu ki... kuşlar ise bu güzel havanın etkisi ile olacak, deliler gibi bağrışıp ötüşüyorlardı, kulaklarıma inanamadım... eve geri geldiğimde evimin karşısındaki bağ evindeki tüm tavus kuşları, horozlar ve kuşlar da aynı şekilde bahçeye dağılmış güneşin ve yazdan kalma bu günün tadını çıkarıyorlardı... bir güneş nelere kadirmiş...
okul bittikten sonra almanya'dan dönmemde türkiye'nin güzel havası büyük bir rol oynadı. berlin'de bir keresinde bilmem kaç gün (73müydü neydi) güneş açmayıp da gri gökyüzüne bakınca kararımı vermiştim...
velhasıl bugün sevgililer günü ve benim sevgililer günü hediyem akut faranjit. bonus olarak da kafam kadar bir antibiyotik hap. her kış bir kere ziyaretime gelir kendisi ve gözüm yollarda kalmıştı açıkçası. öyle ise bana bugün keşfettiğim süt mısırlı cipsim ve ıhlamurum ile evimin keyfini çıkarıp dinlenmek kalıyor...
annemin yeni hediyesi battaniyem altında kitabım "sevmek dokunmaktır"ı bitirip aşırı derecelerden chilling yapma niyetim var...
herkese mutlu sevgililer günleri...
29 Ocak 2013 Salı
doğumgünümdü!
bugün benim doğumgünümdü... bu sene başladığım işimde gerçekten harika insanlar ile tanıştım ve arkadaşım oldular. ekip oldukça genç ve çoğu da bekar olduğundan güzel bir arkadaş ortamı oluştu. hem iş arkadaşı hem de arkadaş olabilmek büyük bir lüks olsa gerek... 12 şubat 2012'de (işe başlamadan bir gün önce) böylesine güzel arkadaşlar edinebileceğimi ve yeni taşındığım bu şehirde neredeyse istanbul'da olacağım kadar mutlu olabileceğimi tahmin edemezdim. demek ki hayat hergün yeni şeylere gebe...
ofisimizde gelenektir, doğumgünü çocuğu için 2 büyük pasta kesilir. ben çok büyük bir pasta fanatiği değilimdir ama krokanlıyı severim. şansıma -çayları ile günümüzü neşelendiren- cüneyt ile zevklerimiz aynı olduğundan pastalarım krokanlıydı... ama aslında gün daha farklı başlamıştı...(öyle çok heyecanlı şeyler anlatmayacağım, sıkılanlar olursa okumayı burada bırakabilir :)
sabah ofise geldim, bir de baktım benim masada bir hediye pakedi... "kim getirdi? nedir?" diye ortalıkta dolanıyorum, en sevdiğim arkadaşım "şenol'u biraz önce buradan uzaklaşırken gördüm" dedi... şenol da oldukça yakın çalıştığım (hatta en yakın çalıştığım) iş arkadaşımdır. aynı alt parçanın o seri planlamacısı, ben ise numune planlamacısıyım. ilerleyen dakikalarda şenol ofise geldi ve kendisine teşekkürlerimi ilettim. bana kahve dünyasından eksikliğini eve gelip de kendime okkalı bir kahve yaptıktan sonra fark ettiğim çok güzel bir french pres almış... yanında da tchibo'dan 3 farklı aromada kahve... canım kibar arkadaşım!
akşamüstüne doğru diğer fabrikaya geçmem gerekti, gitmeden milletin nabzını yokluyorum, mentoruma: "sevil ya, benim kutlama davetiyesini saat kaça atmışlar? ben diğer fabrikaya gideceğim... söylesene çaktırmadan" dedimse de, "üzgünüm ama kutlama falan yok, davetiye gelmedi" dedi sevil. millete soran gözlerle bakıyorum ama ses seda yok... ben de ortaya "saat 16 gibi dönerim, karşıda toplantım var" deyip çıkıp gittim...
karşı fabrikaya gittim, moralim bozuk tabi... "ya bana ofiste pasta kesmediler" modundayım... o esnada canım arkadaşım cengiz iki arada bir derede halime üzülüp bana pasta organize etmesin mi...! efendim böylelikle birinci pastamı kesmiş ve yemiş olduk... çok da lezzetli idi :) frambuazlı kısmından yedim mis :)
derken telefon geldi kendi ofisimden, gel hadi dediler :) gittim ki alt ofis, üst ofis toplaşılmış... kutlamalar, "kaç yaşına girdin?" şakaları. pastaları kestik yedik..."ne diliyorsun?" diye sordular, hemen karşımda departman müdürü olduğundan pek tabii "bu seneki üretim adetlerini tutturmak, takım ve sarf maliyetlerinde hedefin altında kalmak tabi ki!" dedim :)
akşam artık çıkmak üzereyim, telefon çaldı kargo geldi dediler.. "ne oluyor ülen?" diye bir gittim, en yakın arkadaşlarımdan aslıcığım bana çiçeksepetinden artık adı her ne ise ondan göndermiş.. ofis ofis gezip dağıttım, mideye indirdik onu da ama artık benim mide fesadının eşiğinde... neyse kalan işleri de tamamlayıp çıktım fabrikadan... ofis kankam eser bugün hasta olduğundan işe gelemedi, biz de iş çıkışı programı başka bir zamana erteledik... hal böyle olunda ben de alışveriş merkezine gidip -bu bir makyaj blogu olmadığından dolayı burada fotoğrafını paylaşmamakta olduğum- birkaç makyaj malzemesi ve gözaltı bakım kremi türevi ile kendimi şımarttım ve hayatımdaki tüm güzellikler için Allah'a şükrettim!
aşağıda bugünümün özeti bir kolaj ve facebook'ta paylaştığım teşekkür yazısını görebilirsiniz...
ofisimizde gelenektir, doğumgünü çocuğu için 2 büyük pasta kesilir. ben çok büyük bir pasta fanatiği değilimdir ama krokanlıyı severim. şansıma -çayları ile günümüzü neşelendiren- cüneyt ile zevklerimiz aynı olduğundan pastalarım krokanlıydı... ama aslında gün daha farklı başlamıştı...(öyle çok heyecanlı şeyler anlatmayacağım, sıkılanlar olursa okumayı burada bırakabilir :)
sabah ofise geldim, bir de baktım benim masada bir hediye pakedi... "kim getirdi? nedir?" diye ortalıkta dolanıyorum, en sevdiğim arkadaşım "şenol'u biraz önce buradan uzaklaşırken gördüm" dedi... şenol da oldukça yakın çalıştığım (hatta en yakın çalıştığım) iş arkadaşımdır. aynı alt parçanın o seri planlamacısı, ben ise numune planlamacısıyım. ilerleyen dakikalarda şenol ofise geldi ve kendisine teşekkürlerimi ilettim. bana kahve dünyasından eksikliğini eve gelip de kendime okkalı bir kahve yaptıktan sonra fark ettiğim çok güzel bir french pres almış... yanında da tchibo'dan 3 farklı aromada kahve... canım kibar arkadaşım!
akşamüstüne doğru diğer fabrikaya geçmem gerekti, gitmeden milletin nabzını yokluyorum, mentoruma: "sevil ya, benim kutlama davetiyesini saat kaça atmışlar? ben diğer fabrikaya gideceğim... söylesene çaktırmadan" dedimse de, "üzgünüm ama kutlama falan yok, davetiye gelmedi" dedi sevil. millete soran gözlerle bakıyorum ama ses seda yok... ben de ortaya "saat 16 gibi dönerim, karşıda toplantım var" deyip çıkıp gittim...
karşı fabrikaya gittim, moralim bozuk tabi... "ya bana ofiste pasta kesmediler" modundayım... o esnada canım arkadaşım cengiz iki arada bir derede halime üzülüp bana pasta organize etmesin mi...! efendim böylelikle birinci pastamı kesmiş ve yemiş olduk... çok da lezzetli idi :) frambuazlı kısmından yedim mis :)
derken telefon geldi kendi ofisimden, gel hadi dediler :) gittim ki alt ofis, üst ofis toplaşılmış... kutlamalar, "kaç yaşına girdin?" şakaları. pastaları kestik yedik..."ne diliyorsun?" diye sordular, hemen karşımda departman müdürü olduğundan pek tabii "bu seneki üretim adetlerini tutturmak, takım ve sarf maliyetlerinde hedefin altında kalmak tabi ki!" dedim :)
akşam artık çıkmak üzereyim, telefon çaldı kargo geldi dediler.. "ne oluyor ülen?" diye bir gittim, en yakın arkadaşlarımdan aslıcığım bana çiçeksepetinden artık adı her ne ise ondan göndermiş.. ofis ofis gezip dağıttım, mideye indirdik onu da ama artık benim mide fesadının eşiğinde... neyse kalan işleri de tamamlayıp çıktım fabrikadan... ofis kankam eser bugün hasta olduğundan işe gelemedi, biz de iş çıkışı programı başka bir zamana erteledik... hal böyle olunda ben de alışveriş merkezine gidip -bu bir makyaj blogu olmadığından dolayı burada fotoğrafını paylaşmamakta olduğum- birkaç makyaj malzemesi ve gözaltı bakım kremi türevi ile kendimi şımarttım ve hayatımdaki tüm güzellikler için Allah'a şükrettim!
aşağıda bugünümün özeti bir kolaj ve facebook'ta paylaştığım teşekkür yazısını görebilirsiniz...
bugün beni arayan, soran, hediyeler ve sürprizler ile beni mutlu etmeye çalışan tüm arkadaşlarım... sanırım insan yaş aldıkça daha bir hassaslaşıyor, daha bir düşkün oluyor sevdiklerine. zira dostların sayısı yıllar ile ters orantılı olarak değişiyor...
yaşlanan bünye bir mesajla dahi olsa hatırlanmak istiyor...
bana kendimi yalnız hissettiğim şu günlerde; sevildiğimi ve bir sürü dostum olduğunu yeniden hatırlattınız...
hayatıma anlam katan dostlarım...hepinizi çok seviyorum. iyi ki varsınız. çok teşekkür ederim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




