müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2012 Cumartesi

...geri sayım başladı !

aralık ayına girilmesi ile birlikte artık yılbaşına geri sayımı başlatıyorum!
malum yurtdışında bizden çok daha şaşalı geçiyor noel... ama artık Türkiye'de de hatrı sayılır bir havaya giriliyor doğrusu! Almanya'da iken kasım ayının sonlarına doğru alışveriş merkezleri başta olmak üzere tüm dükkanları bir noel süslemesi telaşı sarar. bu alışveriş merkezlerinden en abartılı süslemeleri yapan KaDeWe dir desem herhalde abartmış olmam. bizdeki Akmerkez'e tekabül eden, genelde pahalı markaları bulunduran Almanya'nın birçok ilinde şubesi olan bir alışveriş merkezidir KaDeWe. şu sıralar içimde o kadar çok Almanya'ya kısa da olsa bir gidiverme isteği var ki...bir iş arkadaşım 51.haftada gidecek, keşke onun yerinde olsam... belki çok şiddetli istersem benim de bir sebepten gitmem mümkün olur. :)

iki konu paylaşacağım, bunlardan ilki aralığa girilmesi ile birlikte sürekli olarak kendimi dinlemekten alamadığım ella fitzgerald'ın noel albümü. öncelikle bizim için gelsin let it snow!:



ikincisi de 2009da KaDeWe'de o zamanlar Kodak makinemle çektiğim fotolardan bazıları :











29 Kasım 2012 Perşembe

akşamın en keyifli anları

günün en keyif aldığım anları tam da bu saatler... eve gelmeyi iple çekiyorum. gelir gelmez kaloriferimi yakıyorum ve laptop'umu masasına kurup L koltuğumu kuruluyorum...

takipçisi olduğum bloglara öncelikle google reader'dan bir göz atıyorum. yeni yayın sayısı fazla ise sevincim bir o kadar artıyor! yayınları blogun kendi sayfasından okumayı sevdiğim için eğer yayın ilgimi çekiyorsa hemen yeni sekmede açıp okumaya başlıyorum... kitap, film ve mekan önerileri en çok ilgimi çeken yayınlar oluyor. ve de değişik ve orijinal olan her ne varsa.

bu anlarda sıcak bir içeceğin bana eşlik etmesini seviyorum... kimi zaman sahlep, nescafe; kimi zaman ise bir bitki çayı. şu anda yabanmersinli lipton var bardağımda örneğin.

hayat bir şekilde herşeye rağmen güzel... buddha bar ile ayrı bir güzel :)


Bliss by Breathe on Grooveshark

13 Kasım 2012 Salı

Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası (BBDSO)

bugün iş yerinde bir arkadaşın tavsiyesi üzerine gelecek perşembe Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestraı'nın vereceği konsere bilet aldık.

15 KASIM 2012
“Film Müzikleri Konseri”
YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS
SAAT: 20.00
ŞEF: Ender SAKPINAR
Ender SAKPINAR


Program Film Müzikleri. Çok güzel olacağını umuyorum zira orkestra bu sene bir de ödül almış:

"2012 Donizetti Klasik Müzik Ödülü Bursa‘nın
Türkiye’nin klasik müzik dergisi Andante’nin organizasyonu ile Beyoğlu Belediyesi’nin ev sahipliğinde, KÜSAV Vakfı’nın destekleri ile düzenlen “2012 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri Töreni”, İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi'nde sahiplerini buldu.
Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası (BBDSO), ‘Yılın Orkestrası Ödülü’nü Bursa’ya getirdi."

Donizetti'nin hikayesi Osmanlı devleti ile ilgili olduğundan ayrıca ilginç ve şuradan okunabilir. 

İşyerinde arkadaşlar ile bir de cahilliğimize güle güle filarmoni ve senfoni orkestra arasındaki fark ne ola ki diye birbirimize sorduk, bilemedik, eve geldim baktım, şöyle ki:
belirgin bir fark yokmuş, gayrı resmi olduğunu düşündüğüm yorumlara göre bir şehirde ilk kurulan orkestraya senfoni, ikincisine ise karışmasın diye filarmoni diyorlarmış. bir de senfonik müzik (örneğin senfonik metal var şaka gibi) var ama filarmonik müzik diye birşey yok diyenler var... tabi yine bir bilene danışmak lazım.

11 Ocak 2011 Salı

hildegard knef

hildegard frieda albertine knef'in (alman aktris, şarkıcı ve yazar) akıllara yer etmiş şarkısı "in dieser stadt (bu şehirde)" ile tanışmanızı isterim (2002'de yetmiş yedi yaşında sizlere ömür). buradan da şarkıcılığını oyunculuğu ile yoğurduğu '66 ylına ait canlı bir performansı izlenebilir.

leere, bunte zigarettenschachteln
und zerknülltes butterbrotpapier
auf dem schulweg, den wir täglich machten,
seh' ich, als ob's heute wär', vor mir;
und wir klauten auf dem beet vorm bahnhof
für die mutter den geburtstagsstrauß:

in dieser stadt kenn' ich mich aus,
in dieser stadt war ich mal zuhaus;
wie sieht die stadt wohl heute aus –
in dieser stadt war ich mal zuhaus.

zwischen zwei verdunkelten laternen
stand `ne bank, mein erster, der hieß fritz
ich wollt’ gern von ihm das küssen lernen
aber seine küsse waren ein witz
morgens grübelnd hinter blinden scheiben
wusste ich nur eines – ich will raus!

in dieser stadt kenn' ich mich aus,
in dieser stadt war ich mal zuhaus;
wie sieht die stadt wohl heute aus –
in dieser stadt war ich mal zuhaus.

eines morgens stand ich dann am bahnsteig,
an dem schienenstrang zur großen welt,
und ich wusste plötzlich auf dem bahnsteig,
dass mich nichts in dieser stadt mehr hält.
heute, nach allein durchweinten nächten,
halt’ ich es vor heimweh nicht mehr aus:

in dieser stadt kenn' ich mich aus,
in dieser stadt war ich mal zuhaus;
wie sieht die stadt wohl heute aus –
in dieser stadt war ich mal zuhaus.


26 Aralık 2010 Pazar

frederic chopin

Eserlerinde boğazımdaki yumruyu en şiddetli hissetiğim sanatçı. 2010 Chopin yılınız kutlu olsun.

8 Aralık 2010 Çarşamba

30 Kasım 2010 Salı

Turkishauch ile dinginleşelim

Bugün çok darlanmış durumdayım, zaten genelde çok stresli ve kaygılı bir insanım. (Aklıma geldi şimdi, bu yazımda bahsetmiştim, hemen kendime uzaktan bakmayı deneyeceğim, derdimi ufaltıp ufaltıp fındık kabuğuna sığdıracağım, sonra da geçip kendi karşısıma, kendime güleceğim.) Lakiiiiinnnn, az önce bulduğum "Turkishauch" (turkuaz soluk) albümü ise beni nasıl dinlendirdi, aldı herşeyden nasıl uzaklıştırdı anlatamam. Bambaşka diyarlardayım şu an. Hemen paylaşayım da herkes rahatlasın, su gibi olsun şırıldasın, pamuk gibi ufacık esintiyle havalanıversin, uçsun istedim.

Hamiş: Şu pentatonic dedikleri olay da neyse, bir araştıracağım arkadaş, MacFerrin de buna çok değiniyor.

Albümün tanıtım yazısından (magnatune.com'den alıntıdır):

"Completely and utterly Zen-ed out, Turkishauch is as meditative as music gets. It features master of the Japanese flute, Tilopa, who plays the shakuhachi?and Japanese flute that has a pentatonic tuning and a much deeper and more mellow sound than other Japanese flutes. His playing isn't so much performance as it is meditative practice, so it's deep and cosmic and peaceful and totally gorgeous. Highly recommended."





28 Kasım 2010 Pazar

Koop

Koop, Oscar Simonsson ve Magnus Zingmark tarafından kurulmuş İsviçreli bir grup. Çok orijinal bulduğum bir tarzları var, biraz öncesine kadar ne olduğunu benim de bilmediğim elektronik caz müzik yapıyorlar. (Romantic swingtronica olarak da tanımlamışlar sitelerinde)
Eserler sanki ufak bir caz orkestrası tarafından icra ediliyormuş hissi verse de, durum çok farklı. Şarkılarını aslında bir çok küçük melodiyi bir araya getirerek oluşturuyorlarmış. Tüm vurmalı, yaylı ve üflemeli çalgı melodileri ve hatta korolar bile önce teker teker yaratılıp sonra birleştiriliyor. Yaratım süreçlerinin bu şekilde olması haliyle bir albüm oluşturmak için normalden daha uzun bir süreye ihtiyaç duymalarına sebep oluyormuş. Şarkılardaki tek alışılagelmiş şey ise vokaller. Entstrümantal kısım oluşturulduktan sonra işe katılıp, şarkıları seslendiriyorlar. İşveç'ten Gold certification ödüllü 2006'da çıkan albümleri Koop Island'da vokalleri Ane Brun, Yukimi Nagano, Hilde Louise Asbjornsen, Rob Gallagher and Mikael Sundin gib isimler yapmış.

Canlı performanslarını 7-9 sesli bir swing orkestra ile bir veya iki vokal gerçekleştiriyor ve konserlerinin ana amacının kendilerini dinleyenlere ayakla tempo tutturabilmek olduğunu söylemişler. Ayrıca ilginç kıyafet tasarımları ile de dikkat çekiyorlar. Resmi siteleri olan myspace alanlarına buradan gidip şarkılarından bazılarını dinleyebilir ve haklarında daha çok bilgi edinebillirsiniz.

Koop Island albümlerindeki, kendi ifadeleri ile albümün tanımını en iyi yapan şarkı olan Come To Me'nin klibi için aşağıya buyurunuz.

Hamiş: Special thanks go to grenzgænger.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Akira Yamaoka-Müzik

Kardeşim sağolsun, dün bana Akira Yamaoka'yı tanıttı. 1968 doğumlu bu Japon müzisyenin şarkılarını duymuş olma ihtimaliniz sandığınızdan daha yüksek, zira  bu adam, oyun manyağı bir abisi/komşusu/arkadaşı/sevgilisi olanların tanıyor olabileceği bir oyun olan Silent Hill'inkiler başta olmak üzere düzinelerce Konami oyununun müziğine imza atmış. (Contra, Castlevania ve Winning Eleven mesela). Eserlerinin çoğu melankolik esintiler taşıyor ve elektronik alt yapılı. "Oyunlarda birşeyler hep eksik kalırdı bu derece şahane cuk oturan müzikler olmasaydı" diyorlar.
Kendine ait ilk orijinal albümü Ocak 2006'da piyasaya çıkan ve tamamen elektronik ezgilerden müteşekkil iFuturelist. Gerek eserlerinin genel havasını iyi yansıttığı, gerekse en beğenilen çalışmalarından biri olması sebebi ile aşağıda Silent Hill 4 albümünden "Room of Angel" parçasının Youtube'daki binbir versiyonu arasından çözünürlüğü iyi olan bir tanesine yer veriyorum. "Böyle de birşey varmış, hmm..." demek isteyenler için gelsin.

31 Ekim 2010 Pazar

Bobby McFerrin

"Don't Worry Be Happy" ile hayatımıza giren, hakkında "ses telleri normal insanınkinin on altı katı uzunluğundaymış abi, sesi beş oktavmış, konserler öncesi 24 saat konuşmuyormuş" şeklindeki efsaneler yüksek ihtimalle doğru olan, enstürmanı kendisi bir vokal sihirbazı, caz müzisyeni, yaşayan dahi yaşlanıyor dostlar, bugün fark ettim.
Aşağıdaki videolardan ilkini izlerken kendime "O genç yaşta nasıl oluyor da sesi ile öyle oynuyor, hamur gibi yoğuruyor, bir uçtan diğer uca gidiyor, kaç sesi aynı anda çıkarıyor, bu iş nasıl oluyor?" diye  sorarken, ikinci videoda ise (World Science Festival 2009'daki gösterisi) "Adam bu işin artık felsefesine inmiş, Allah herkese nasip etmez böyle şeyleri, anlamaya çalışıp kafa yorma tadına var sadece" şeklinde düşüncelere gark oldum.
Seviyoruz seni dünya insanı.

29 Ekim 2010 Cuma

Norrda-Infinite Face

Bir albüm var ki beni benden alan:  
Infinite Face.
Norrda anlatılmaz, dinlenir deyip görsel şölen tadındaki -zannedersem-  ikinci klipleri ile seni başbaşa bırakıyorum. (bir albümdeki tüm şarkılar mı aşmış olur arkadaş).
 Kendileri ile yapılmış bir röportaj buradan okunabilir.

Teşekkürler gitsin:
Selen Hünerli
Hakan VreskalaDeniz Cuylan




25 Ekim 2010 Pazartesi

Daft Punk-Around The World

'99 depremi esnasında kim nereden bağış yapmış diye (Türk merakı işte) TRT 1'de Mehpare Çelik ablamızı takip ederken, (konuyu nereden nereye bağlayacağım şimdi bak bir dikkat edilsin) reklam aralarında diğer kanallarda gezinirdik haliyle. O yıl iki yaşında olan Daft Punk'ın Around The World'üne rastladığımda bu renkli ritmik ve senkronize klip beni hemen kendine aşık etti. Hala da öyle gider. Klibi Michel Gondry tarafından çekilen şarkıda, her alt dansçı grubu belli bir enstrumanı temsil ediyormuş: İskelet adamlar gitarı, mumyalar davulu, uzaylı kılıklı tipler vokali, 80den kalma tipli kadınlar klavyeyi, uzun boylu küçük kafalı adamlarsa bası canlandırmışlar.
Malum o yıllarda henüz mp3 teknolojisi falan olmadığından, radyodan ya da kasetten kasete şarkı çekmek gibi hususlar ile meşguldük. (Hatta o yıl ilk aşkım bana bir Eminem kasedi hediye etmişti. Evde hala bir yerlerde duruyordur Allah bilir.) Bir de benim hiç CD çalarım olmadı, Walkman'dan direkt mp3 çalara terfi ettim ama bu konuda yalnız değilimdir.
Çıkış zamanının Nisan '99 olduğunu az önce araştırınca gördüğüm, yine geç doksanların beğendiğim diğer bir klibi ise Fatboy Slim' in Right Here Right Now'ıdır. Biz deprem stresini böyle atıyormuşuz demek ki, kâh mumyalı, iskeletli, kâh bir algden (ya da benzeri bir hücreli canlıdan) şişman bir Amerikalı'ya dönüşmenin üç buçuk dakikalık tarihçesi. Çok drammış hakikaten. Amerika'nın bilinç altlarımıza gönderdiği bir mesaj olabilir mi acaba bu? Sözkonusu klipleri aşağıda bir tıkla izlemenin dayanılmaz hafifliği.... (HD değiller)



23 Ekim 2010 Cumartesi

lounge fm-radyo

Unutup unutup yeniden hatırladığım Avusturyalı'ların güzel bir sitesi var:
Radio Lounge FM.








Almanca biliyorsanız site gözünüzde daha da bir katmerlenir çünkü sitede güzel müziğin yanı sıra, albüm tavsiyeleri, çekilişler ve hayata dair pratik bilgileri de sunulmakta. Şahsen lounge fm'de çok albüm demosunu dinlemişliğim vardır. Blogun ana sayfasındaki youtube linkinden dinlenebilen Lemon Lounge'da yanılmıyorsam dikkatimi burada çekmişti.
Keyifle dinlemeniz dileği ile...

edit: bayağı uzun süredir dinlememiştim, biraz tarz değiştirmişler ya da şu an çalan DJ ile bir ilgisi olabilir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...